45 Milyon İnsanın Canına Mal Olan Büyük Çin Kıtlığı

21 Kasım 2019

Öyle bir kıtlık düşünün ki, bazı şehirlerde yaşayan her üç insandan biri açlıktan ölmüş olsun. Devlet görevlilerinden yiyecek dilenen çocuklar, dağlara götürülüp ölüme terk edilsin ve yazmaya bile cesaret edemeyeceğimiz yamyamlık vakaları yaşanmış olsun. Öyle bir kıtlık düşünün ki, 45 nüfuslu ufak bir köyde 44 kişi açlıktan ölsün ve hayatta kalan tek yaşlı kadın aklını yitirsin…

Hayal etmesi dahi zor, en iddialı korku filmlerinden fırlamış gibi olan bu olayların hepsi, hatta çok daha fazlası, 1958 – 1962 arasında gerçekleşen “Büyük Çin Kıtlığı” sırasında gerçekten yaşanmış. Çin Komünist Partisi, Büyük Çin Kıtlığının şanssızlıklarla dolu doğal afetler zinciri sonucu yaşanmış olduğunu iddia etse de, yakın zamanda Çin devlet arşivlerinde açığa çıkan belgeler, yazışmalar ve istatistikler, durumun pek de öyle olmadığını ve milyonlarca insanın ölümüne neden olan bu trajik felaketin, büyük ölçüde insan hatasından kaynaklandığını göstermektedir.

Bu yazımızda, Büyük Çin Kıtlığı örneğini ele alarak, sosyal baskı, kötü ekonomi yönetimi ve yanlış tarım uygulamalarının nasıl felaket sonuçlar doğurabileceğini, elimizden geldiğince sizlere aktarmaya çalışacağız.

1-Büyük Atılım(?)

Çin Komünist Partisinin yönetime geldiği 1949 yılında, Çin ekonomisi büyük ölçüde tarıma dayanan bir ekonomiydi. Çin devlet Başkanı Mao Zedong, ülkesini geri kalmış bir tarım toplumundan hızlıca sosyalist bir sanayi toplumuna dönüştürmek için, çok iddialı hedefleri olan “Büyük Atılım (Great Leap Forward)” seferberliğini başlattı. Stalin’in politikalarını örnek alan ve Demir-Çelik sanayisini de merkezine alan bu atılım için, on milyonlarca Çinli seferber edildi.

Seferber edilen ve çoğu çiftçilerden oluşan on milyonlar, tarlalarda çalışmak yerine, madenlerde kömür ve demir çıkarmaya, odunkömürü elde etmek için ağaç kesmeye, kilden basit fırınlar kurmaya ve bulabildikleri her metal aleti ki buna tarım aletleri de dâhil, eritmeye yönlendirildi. Bu çelik üretimi çılgınlığı sonucunda pek fazla çelik üretilememiş olsa da, bol miktarlarda, çok kırılgan olduğu için basit el aletlerinde bile kullanılamayacak kalitede, dökme demir elde edildi.


Hızla sanayileşmek isteyen Çin, ihtiyaç duyduğu tüm makine ve teknolojiyi, çoğunlukla tarım ürünü satarak almak zorundaydı. Tek kayda değer ihracat kalemi tarım ürünleri olan Çin, tarım ürünü üretimini arttırmak için Sovyetler Birliği modelini izleyerek, bazıları 5-15 aileden, bazıları ise 100-300 aileden oluşan binlerce kolektif çiftlik kurdu ve demir-çelik seferberliğinden arta kalan tüm çiftçileri bu kolektif çiftliklere yönlendirdi.

Tüm çiftçilerin beraber yaşayıp, beraber çalıştığı, aynı mutfaktan yemek yiyip, ekipmanları ortak olarak kullandığı bu çiftliklerin amacı her ne kadar sadece verimliliği arttırmak gibi gözükse de, bir diğer amacı da özel mülkiyeti tamamen ortadan kaldırmaktı. Zaten bir süre sonra Çin, muhtemelen bu amacını artık gizlemenin anlamsız olduğunu düşünerek, 1958 yılında özel mülkiyeti tamamen yasaklayarak tüm çiftçilerin devlet yönetiminde bulunan kolektif çiftliklerde çalışmasını zorunlu hale getirdi.

Bu sürece paralel olarak, kolektif çiftliklerin ne kadar başarılı olduğunu göstermek isteyen eyalet bürokratları, tarım ürünü üretiminin arttığına dair abartılı raporlar hazırlayarak Pekin’e göndermeye başladı. Kolektif çiftliklerden gelen abartılmış raporlar sonucunda bu çiftlikleri barındıran şehirlerin ve çiftçilere bedava yemek sunan kolektif çiftlik yemekhanelerinin payları arttırıldı.

Gerçekte ise on milyonlarca çiftçinin başka alanlara yönlendirildiği ve eyalet bürokratlarının Mao Zedong’a yaranmak için sahte raporlar düzenlediği bu yıllarda, toplam tarım üretimi ciddi oranda düşmüştü.

Yani eyalet bürokratları gerçekte azalan tarım üretimini, kâğıt üzerinde artmış gibi göstererek, özellikle şehirlere daha fazla tarım ürünü yollanmasına ve çiftçilerin kendilerine daha az ürün kalmasına neden olmuştu.

2-Yanlış Tarım Uygulamaları

Kolektif çiftliklerin kurulmasının yanı sıra, Çin Komünist Partisi, Sovyet tarım uzmanı Trofim Lysenko’nun radikal tarım fikirlerini de uygulamaya karar verdi.

Bu radikal fikirlerinden ilki, tohumların birbirine çok yakın ekilmesinin faydalı olacağıydı. Lysenko’nun aynı türden bitkilerin birbiriyle rekabet etmeyeceği varsayımından hareketle, Çin kolektif çiftliklerinde tohum ekilme sıklığı önce üç katına, daha sonra altı katına çıkarılmış; sonuç olarak bitkiler gayet de birbirleriyle rekabet etmiş ve büyümeleri de sınırlı olmuştu.

Lysenko’nun diğer dâhiyane fikri ise, tarlaların çok derin sürülmesinin daha faydalı olduğuydu. İnsanoğlunun buğdayı evcilleştirip, tarım devrimini başlattığı yıllardan bu güne kadar tarlalar 15-20 cm derinlikte sürülürken, Lysenko, toprağın en verimli yerinin 1-2 metre derinlikte olduğuna ve tarlaları derin sürmenin çok güçlü kök büyümesine neden olacağına inanıyordu. Neden bilinmez, Çinliler sorgusuz sualsiz bu fikri de uyguladılar ve tüm kolektif çiftliklerde tarlalar 1-2 metre derinlikte sürülmeye başlandı. Sonuç olarak 1-2 metre derinlikten yüzeye çıkan verimsiz toprak, kum ve kayalar gene bitkilerin büyümesini engelledi ve bu çığır açan fikirlerin uygulanması sonucunda kolektif çiftliklerden alınan verim oldukça düştü.

3-Serçe Soykırımı

Çin, hem ülke genelinde bulaşıcı hastalıkların önüne geçmek hem de tarım ürünlerine verilen zararı azaltmak için, haşere olarak değerlendirdiği, dört hayvana karşı savaş açtı. Tarihe “Four Pests Campaign” (Dört Haşere ile Mücadele) olarak geçen bu savaşta Çinliler, sıtmadan sorumlu tuttukları sivrisinekleri, vebadan sorumlu tuttukları fareleri, muhtemelen sinir bozucu oldukları için karasinekleri ve tohumları yiyerek tarım üretimine zarar verdiği düşünülen serçeleri yok etmeye karar verdi.

China-Four Pest

Alınan kararların ve verilen emirlerin ne kadar aptalca olduğuna aldırmayan on milyonlarca Çinli, ellerine aldıkları tencere ve tavalarla, serçelerin kondukları ağaçların altlarında ses çıkartarak, serçeleri korkutarak hiç durmadan uçmaya zorluyor ve saatlerce, günlerce uçmak zorunda kalan serçeler yorgunluktan ölüyordu. Bulunan yuvaları yıkılan, yumurtaları kırılan ve yavruları öldürülen serçelerin, kısa bir süre sonra Çin’de soyları tükenme noktasına geldi.

Zavallı serçelerden bazıları, tıpkı II. Dünya Savaşı’ndan kaçan insanlar gibi, Çin’de bulunan yabancı elçiliklerin bahçelerine sığınmışlardı. Hatta kayıtlara geçen bir hikâyeye göre bir grup serçe, Pekin’de bulunan Polonya elçiliğinin bahçesine sığınmıştı. Çinliler elçilik bahçesine girip serçeleri öldürmek istemiş ama Polonyalı yetkiler buna izin vermemişti. Bunun üzerine Çinliler elçiliğin etrafını sararak iki gün boyunca hiç durmadan davul çalarak serçeleri korkutmuşlar; iki günün sonunda elçiliğin bahçesinde ölen serçeleri, elçilik görevlileri ancak küreklerle temizleyebilmişlerdi.

600 milyon Çinliden birinin bile aklına “yahu serçeleri yok edersek, bu hayvanın beslendiği hayvanların sayısı artmaz mı?” sorusu gelmediği için, serçelerin soyu tükenme noktasına gelir gelmez Çin kolektif çiftliklerini çekirge ve haşereler basarak tarım ürünlerine zarar vermeye başlamıştı.

1960 yılında Çin Hükümeti hatasını -kısmen- anlamış olacak ki, serçe soykırımının bitirilip, yerine tahtakurularının yok edilmesinin emrini verdi. Kabaca 2 yıl süren bu çılgınlık döneminde, yaklaşık bir milyar serçenin öldürüldüğü tahmin ediliyor. Serçelerin yok edilmesinin yarattığı ekolojik zararın tamiri, yok edilme süresinden çok daha uzun sürdü.

Serçe soykırımına dair aşağıdaki kısa videoyu izlemenizi rica ediyorum

 

 

4-Doğal Afetler

Yıllar boyunca Çin hükümetinin, Büyük Çin Kıtlığı’nın asıl sebebi olarak parmakla gösterdiği “Doğal Afetler” konusuna değinmemek olmaz. Çin’in ünlü Sarı Nehir’i, 1959 yılının Temmuz ayında taşarak Çin’in doğu bölgelerini sular altında bıraktı. Çin hükümetinin rakamlarına göre bu sel sonucu doğrudan, takip eden süreçte yaşanan salgın hastalıklardan ve tarım ürünlerinin gördüğü zararlardan dolayı da 2 milyon insan hayatını kaybetti.

Büyük Çin Kıtlığı konusunda en önemli araştırmayı yapan ve bu trajedinin Dünya’ya duyurulmasında en önemli rolü oynayan Hollandalı akademisyen Frank Dikötter’e göre, söz konusu 1959 Sarı Nehir seli de gene Çin’in “Büyük Atılım” hamlesi sırasında izlediği yanlış politikaların sonucuydu. Dikötter’e göre Sarı Nehir boyunca yanlış ve plansız inşa edilen yüzlerce baraj ve sulama kanalları sonucu bu büyük sel meydana gelmişti.

Bu da yetmezmiş gibi 1960 yılında Çin’in kuzey eyaletlerinde bulunan tarım bölgelerinin çoğuna yeterli yağmur yağmamıştı.

Çin hükümeti yıllar boyunca kıtlığın tek suçlusu olarak doğayı göstermeye çalışsa da durum gerçekte böyle değildi. Yaşanan seller ve kuraklıklar tabi ki etkili olmuştu fakat bu bölgesel seller ve kuraklıklar kıtlığın ana sebebi olmaktan ziyade, Çin halkının acısını arttırmaktan öteye gitmemişti. 

5-Son Perde: Karşınızda Büyük Çin Kıtlığı

Hem kalabalık nüfusu hem de ağırlıklı olarak tarıma dayalı ekonomisiyle Çin, aslında kıtlıklara yabancı bir ülke değil. 1916-1927 yılları arasında yaşanan bir kıtlıkta 6 milyon Çinli, 1927-1949 yılları arasında yaşanan başka bir kıtlıkta da 8 milyon Çinli hayatını kaybetti. Büyük Çin Kıtlığı ise hem ölümüne sebep olduğu insan sayısı, hem de büyük ölçüde insan hataları sonucu gerçekleşmesiyle, daha önceki kıtlıklardan olumsuz yönde ayrışmıştır.

Yukarıdaki değindiğimiz konuların kısa bir özetini çıkarırsak;

  • On milyonlarca çiftçinin tarım yapmak yerine demir-çelik üretimi için seferber edilmesi;
  • Yerel bürokratların Pekin’e yaranmak için sürekli tarım üretiminin arttığına dair abartılı ve yanlış raporlar hazırlamaları;
  • Sovyet tarım uzmanı Trofim Lysenko’nun radikal ve yanlış tarım fikirlerinin sorgusuz sualsiz uygulanması;
  • “Dört Haşere ile Mücadele” seferberliğiyle bir milyara yakın serçenin öldürülmesi ve takip eden süreçte tarım arazilerini çekirge ve böceklerin istila etmesi;
  • Kötü planlama ve aceleyle Sarı Nehir üzerinde kurulan yüzlerce baraj ve sulama kanalları nedeniyle büyük sel ve su baskınlarının meydana gelmesi

Özellikle, önceki bölümlerde de bahsettiğimiz, yerel bürokratların Pekin’e yaranmak için abartılı ve yanlış tarım üretimi rakamları raporlaması, Pekin yönetiminin büyük miktarlarda tarım ürününü şehirlere aktarmasına ve çiftçilerin elinde çok az tarım ürünü kalmasına neden olmuştu.

Büyük Çin Kıtlığı, büyük ölçüde kırsal alanlarda yaşanmış ve şehirde yaşayan insanlar, çok geç olana kadar bu felaketten haberdar dahi olmamışlardı. Özellikle Komünist Parti’nin türlü yöntem ve sansürlerle yaşanan bu trajediyi dünyadan ve kendi halkından gizlemesi sonucu, gerçekte neler yaşandığı ancak çok yakın bir geçmişte su yüzüne çıkabildi.

Büyük Çin Kıtlığı hakkında yazılmış en önemli eserlerden birisi olan “Mezar Taşı / Tombstone” kitabının yazarı Yang Jisheng, felaketi birebir yaşayanlardan. Jisheng 18 yaşında bir öğrenciyken, yakın bir arkadaşından, babasının açlıktan ölmek üzere olduğunu duyarak hemen köyüne geri döner. Jisheng köyüne döndüğünde içinde ne kedi, ne köpek ne de kuş olan hayalet bir kasabayla karşılaşır. Açlığın boyutu o kadar kötüdür ki, köyde bulunan bazı ağaçların kabukları bile soyulmuş ve yenilmiştir. Jisheng, babasına, yanında getirdiği yiyeceklerden verir ama babası artık çiğneyemeyecek kadar yorgun düştüğü için kısa süre sonra vefat eder.

İnsanoğlu açlıktan ölmek üzereyken, korkunç yollara başvurabilir. Dönemin Çin devlet arşivlerinde, insanların yamyamlık yaptığı, başka insanları kaçırıp yedikleri veya ölmüş insanların bedenlerini kaçırıp yediklerine dair binlerce kayıt bulunuyor.

Çocuklarını öldürüp yiyen ebeveynler, ebeveynlerini öldürüp yiyen çocuklar gibi düşünmesi bile insanın kalbine bıçak gibi saplanan vakalar yaşanırken, Çin Devletinin ambarları tahılla doluydu. Hatta Çin hükümeti, milyonlarca insanı açlıktan ölürken yurtdışına tahıl ihraç etmeye devam ediyordu.

Yerel yöneticiler ise durumu gizli tutmak için ellerinden geleni yapıyordu. Xinyang şehrinde insanların büyük şehirlerde yaşayan akrabalarından ve devlet yöneticilerinden yardım istemek için postalamak istediği 1.200 mektuba, postane yöneticileri el koyarak hasıraltı etmişlerdi.

Benzer bir olayda ise, Guangshan şehrinde yaşanan açlık ve kıtlığı Pekin’e bildirmek için yazılmış isimsiz bir mektup postane görevlileri tarafından bulununca, postane ve yerel emniyet güçleri bu mektubu yazan kişiyi bulup cezalandırmaya karar vermişlerdi. Veznede çalışan görevli, mektubu göndermek isteyen kadının yüzünün çiçek hastalığı yara izleriyle kaplı olduğunu söyleyince, emniyet güçleri bölgede bulunan ve yüzünde çiçek hastalığı izi olan bütün kadınları tek tek sorguya çekmişti.

Tüm bu yaşananlar arasında belki de en acı olanı, Çin merkezi hükümetinin olan bitenden tamamen haberdar olmasıydı. 25 Mart 1959 tarihinde Şangay’da bulunan Jinjiang Otelinde gerçekleştirdiği bir toplantıda, Mao, parti yöneticilerine, üretilen tüm tahılın üçte birini almaya devam etmelerini emretmiş ve akabinde şu unutulmaz cümleyi kurmuştu: “Yeterli yiyecek yoksa insanlar açlıktan ölür. İnsanların yarısının ölmesine izin vererek, hayatta kalanların daha çok yiyebilmesini sağlamak daha iyi olacaktır

Benzer kafa yapısına sahip olan (veya olmak zorunda bırakılan) Sichuan eyaleti lideri Li Jingquan ise, eyaletinde 10 milyon kişinin ölümünden sonra “biz zayıf değiliz, biz artık daha güçlüyüz çünkü omurgamızı korumayı başarabildik” gibi ayarsız bir beyanatta bulunmuştu. Çin’in yönetim kademesinden gelen bu iki beyanat bile başlı başına Çin hükümetinin yaşanan ve büyük ölçüde kendi suçları olan bu trajediye nasıl kayıtsız kaldıklarını göstermeye yeterli diye düşünüyoruz.

1958 – 1962 arasında gerçekleşen Büyük Çin Kıtlığı’nda kaç insanın hayatını kaybettiği konusunda farklı rakamlar söyleniyor. Çin’li araştırmacı Yang Jisheng, ölü sayısının 36 milyon olduğunu söylerken, Hong Kong Üniversitesinde görevli Hollandalı akademisyen Frank Dikötter, toplam ölü sayısını 45 milyon olarak vermekte.

Çin arşivlerine girip araştırma yapabilmiş bu iki araştırmacının verdiği rakamlar birbirinden farklı olsa da, daha düşük tahmin olan 36 milyon ölüm, Büyük Çin Kıtlığını tüm zamanların en çok ölüme neden olan insan kaynaklı felaketleri arasında 3. sıraya oturtmaya yetmekte.

Yukarıda listelenen savaş ve kıtlıklara dikkatli bakmanızı rica ediyorum. Özellikle 1. sırada olan II. Dünya Savaşında ölen 75 milyon insandan da yaklaşık 14 milyonunun Çinli olduğunu ve II. Çin Japon savaşında ölenlerin çoğunun Çinli olduğunu da hesaba katarsanız, Çin’in 1927 – 1962 yılları arasında yaklaşık olarak 80 milyon insanını, yani tüm Türkiye nüfusuna eş sayıda insanı, savaşlarda ve kıtlıklarda kaybettiğini göreceksiniz.

Çok yakın bir arkadaşım bu yazımızı siteye yüklememizden önce okuyup “bir milyar serçeyi öldürenlere, yumurtalarını kırıp, yuvalarını bozanlara müstehak olmuş” demişti. Ben kendisiyle aynı fikirde değilim. Büyük Çin Kıtlığında ölenlerin çoğunun, tüm olaylardan bihaber, tarım ürünleri ellerinden alınmış ve sadece devletten gelen emirleri uygulayan çiftçiler olduğunu düşünüyorum ve kendisine büyük filozof Gandalf’tan bir alıntıyla cevap vermek istiyorum.

“…Yaşayan pek çok kişi ölümü hak eder. Ölülerden bazıları da yaşamı. Yaşamı onlara verebilir misin? Ölüm hakkında karar vermekte aceleci olma. En bilgeler bile her sonucu bilemez…”

 

Bir sonraki yazımıza kadar sevgiyle kalın….


Yorum yazmak için giriş yapın.
Giriş Yap