İnsanların Saatlik Kiralayıp, Ortamlarda Hava Attığı Meyve: Ananas

04 Şubat 2020

Merhaba sevgili okuyucularımız ve bizi muhtemelen “ananas” anahtar kelimesiyle bulmuş ananas severler. Benim gibi 80’lerde doğmuş, 90’larda büyümüş bir gençseniz(!), ananas, tıpkı muz gibi, hayatınızın kısa bir dönemine hafiften lükse kaçan bir meyve olarak girmiş olabilir.

Oysa içinde bulunduğumuz 2020 yılında, ananas artık hemen herkesin kolaylıkla alabileceği, hemen her mahallede bulunan marketlerde soyulmuş halde bulunabilecek bir meyve.


Oysa 16. yüzyıl ve 18. yüzyıl arasındaki zaman diliminde, ananas o kadar pahalı ve o kadar zor bulunan bir meyveymiş ki, insanlar bırakın yemeyi, ananasları çok pahalı bir sanat eseriymiş gibi evlerinde sergiliyormuş. 400-500 yıl önceki bir meyvenin fiyatını bugünkü fiyatlara çevirmek zor olsa da, uzmanların genel tahmini, bir adet ananasın günümüz parasıyla 5.000 ila 10.000 dolar arasında fiyatlarla satıldığı yönünde. Tabi bu rakam Avrupa’ya ilk ulaşan ananaslar için geçerli değil. Onlar çok daha pahalıya, genellikle en soylu ve zengin insanlara satılmışlar.

Ananasın nasıl bu kadar değer gördüğüne gelecek olursak, Christopher Colombus’un ikinci Güney Amerika seferine kadar, hiçbir Avrupalı daha önce ananas meyvesini görmemiş. Avrupalılar Guadeloupe adasında ilk kez ananasın tadına baktıktan hemen sonra, yapış yapış olmuş ellerini yıkayıp, bu meyveden nasıl para kazanabileceklerini düşünmeye koyulmuşlar.  

Ananas ticaretine çok ciddi miktarda yatırım yapılmış olsa da, o dönemin ticaret gemileri yavaş olmasından ve tropik iklimden yola çıkan gemilerin depolarının “Ağustos ayında Harran” sıcaklığında olmasından dolayı, gemilere yüklenen ananasların çoğunluğu Avrupa’ya ulaşamadan yolda çürüyormuş. Dolayısıyla Avrupalılar ananas ticareti yapmak için en hızlı gemilerini ve hava şartlarının daha uygun olduğu güzergâhları bulup kullanmaya başlamışlar. İşte bu yüzdendir ki, Avrupa’ya ulaşan ilk ananasları tek alabilen ve almakla kalmayıp yiyebilenler, soylular ve çok zengin tüccarlar olabilmiş.

Ananas Avrupa’da yenmeye başlandığında ortamlara bomba gibi düşmüş. İnsanların şeker ve şekerli gıda bulamadığı bu zamanlarda, ananas doğal tatlılığıyla; insanların içinde olan ama daha farkında olmadıkları dondurma, baklava, künefe, waffle, brownie boşluğunu tek başına doldurmuş.

Yaklaşık iki yüzyıl sonra, 1687 yılında, Hollandalılar Avrupa topraklarında ilk kez ananas yetiştirmeyi başarmışlar ve ananasın sadece “süper zenginler” tarafından değil, “normal zenginler“ tarafından da satın alınabilmesi sağlanmış.

Hollandalı kumaş tüccarı Pieter de la Court, dönemin en etkili ananas yetiştirme tekniğini kullanan kişi olarak kabul ediliyormuş. Court, sıcak tropik iklime adapte olmuş ananası, Avrupa’nın soğuk ikliminde yetiştirebilmek için kapalı ortamda yetiştirdiği ananasları, buhar ile sıcak ve nemli tutuyormuş. Court’un sisteminin başarısı, sıcaklığı kapalı ortamda muhafaza etmeye ve buhar ile dumanın dikkatle dışarı atılmasına bağlıymış; aksi halde ağaçlar ölüyormuş.

Court’un bu başarısının haberleri, kanıtı olan taze ananaslarla birlikte İngiltere’ye ulaşınca, birçok İngiliz soylu bahçıvanını Court’un yanında eğitim alması için Hollanda’ya göndermiş.

Bu noktada yazımızın az da olsa bir nasihat içermesi için ufak bir paragraf açmak ve 200 yıl boyunca Avrupalıların fahiş fiyat ödediği ananasın, neden sadece Hollandalılar tarafından Avrupa topraklarında üretilebildiğini kısaca açıklamak istiyorum. O yıllarda Hollandalı “Dutch West India Company”, Karayipler ile yapılan ananas ticaretinde neredeyse tekel durumuna gelmiş. Dolayısıyla zengin Hollandalılar, istedikleri kadar ananas sipariş edebilmiş ve fakat bu pahalı ürünü satıp kısa yoldan kar etmek yerine, bu bitkiyi Hollanda’da yetiştirmek için yıllar boyunca deneyler yapabilmişler. Yani özetle Hollandalılar balık yemeyi değil, balık tutmayı öğrenmişler.

Neyse konumuza geri dönecek olursak, İngiltere topraklarında ilk ananasın 1675 yılında John Rose isimli biri tarafından II. Charles için yetiştirildiği söyleniyor. Hatta II. Charles’in bu ananası eline ilk kez aldığı anı ölümsüzleştirmek için aşağıdaki tablo bile yapılmış.


Daha sonra John Rose’un ufak bir üçkâğıt yaptığı ve ananası İngiltere’de yetiştirmeyip, Bahamalardan getirttiği; olgunlaşmamış ananası, İngiltere’de olgunlaştırdığı anlaşılmış.

İngiltere topraklarında namusu ve şerefiyle yetişen ilk ananas, 1714-1716 yılları arasında, gene Hollandalı bir bahçıvan tarafından Matther Decker için yetiştirilmiş. Decker da mutluluğunu ölümsüzleştirmek için aşağıdaki tabloyu yaptırmış.

Ananas artık Avrupa’da yetiştiriliyor olsa da hala birçok soylu için çok pahalıymış. Ananas alabilen küçük azınlık ise ananaslarını yemiyor, onun yerine çok değerli bir süs eşyasıymışçasına evlerinde sergiliyor ve kendilerinden daha fakir misafirlerine hava atıyorlarmış. 

Zenginler, davet edildikleri partilerde yanlarına ananaslarını alarak düşman çatlatıyor, ananas alamayacak durumdakiler ise, fahiş fiyattan birkaç saatliğine kiraladıkları ananaslarıyla partilerde nefislerini köreltiyorlarmış. Hani şimdi gençler gece dışarı çıktıklarında, oturdukları masalarına lüks araba anahtarlığı, son model akıllı telefon koyuyorlar ya, işte o zamanlarda da masaya ananas koymak gerekiyormuş. Gece boyunca partilerde kiralayandan kiralayana dolanan, kadersiz ananaslar, birkaç gün sonra en iyi fiyatı veren zengine satılıyormuş.

Ananas, partilerde elden ele dolaşa dursun, pek az kişi gerçekten tadına bakabiliyormuş. Ananas yiyebilmiş şanslı azınlık, tadını “şarap, gülsuyu ve şeker karışımı” olarak tarif ediyormuş.

İngilizler, ananasın şeklini “taç” takmış bir meyve gibi gördükleri için, kimileri bu meyveye İngilizce “Pineapple” yerine “King-pine” demeye başlamış. İngilizler bu işi o kadar ileri götürmüş ki, 1761 yılında aşağıdaki resimde görülen binayı inşa etmişler.

Bu hikâyeyi okuduktan sonra, markette istiflenmiş ananasları görünce gözleriniz dolabilir. Bir dönem kralların, çarların, düklerin ve baronların elinden düşmeyen bu soylu meyve, şimdi halk seviyesine inmiş, marketlerde “soylu” bile olmayan siz ve benim gibi insanlar tarafından mıncıklanabiliyor, domates ve portakal gibi “şeceresi belli olmayan” meyvelerle yan yana koyulabiliyor.

Ne oldum değil, ne olacağım demeli…

Bir gün pizzanızdan yanlışlıkla ananas dilimi çıkarsa, sinirlenip atmadan önce o ananasın büyük büyük dedesinin tahtını kaybetmiş bir prens olduğunu hatırlayın. İncitmeyin…

Bir sonraki yazımıza kadar sevgiyle kalın.


Yorum yazmak için giriş yapın.
Giriş Yap