Çocuk Nasıl Yetiştirilmemeli: “Küçük Albert Deneyi”

19 Kasım 2020

Küçük Albert Deneyi, psikolojide davranışçılık olarak bilinen alanda, henüz 9 aylık bir bebek olan Albert B. üzerinde, John B. Watson ve öğrencisi Rosalie Rayner tarafından gerçekleştirilmiş bir davranış geliştirme deneyiydi.

 

John B. Watson, Rosalie Rayner ve Küçük Albert

 

Deney, temelinde hepimizin okul yıllarından bildiği, Pavlov’un köpekler üzerinde yaptığı deneyin insan üzerinde başarılı bir uygulaması olmakla birlikte, Albert üzerinde bir takım kalıcı etkiler bırakmış olması nedeniyle, zamanında olmasa da sonradan oldukça eleştirilmiştir. Deneyin pek de gizli olmayan amacı herhangi bir fobisi olmayan bir insan üzerinde kalıcı bir korku oluşturmak olduğundan, bugünün etik anlayışı ile bakıldığında neden eleştirilmiş olduğu kolaylıkla anlaşılabilir.

Deneyin Albert 9 aylık iken başladığını söylemiştik. İlk başta Albert iki ay boyunca, muhtelif uyaranlara maruz bırakılarak, onun bunlara karşı nasıl tepki verdiği, referans olması açısından kayıt altına alınmıştı. Bu uyaranlar arasında beyaz bir fare, tavşan, maymun, çeşitli maskeler ve yanan gazete kâğıtları gibi türlü nesneler vardı. Albert, bu yaştaki çocukların büyük bir çoğunluğunun yapacağı gibi ilk başta bu uyaranlara karşı, merakla incelemek dışında herhangi bir tepki vermemişti.

Fakat sonrasında Watson, Albert’ın bundan sonra korkmasını istediği bir nesne belirledi: beyaz fare. Bunun için de Albert ne zaman beyaz fareyi görse ya da dokunsa metal bir boruya çekiç ile vurarak yüksek bir ses çıkarttı. Bu yüksek sesten korkan zavallı Albert bittabi buna ağlayarak ve bağırarak karşılık verdi. Bu durum birkaç kez tekrarlandıktan sonra Albert artık çekiçle boruya vurulmasına gerek kalmadan beyaz fareyi her gördüğünde ağlamaya başlamıştı. Albert’ın beyaz fare korkusu zamanla başka beyaz tüylü şeylere karşı da gözlemlenmeye başladı. O artık beyaz tüylü şeylerden korkmaya koşullanmış; Watson’sa böylelikle deneyinde başarılı olmuştu.

Söylenen o ki, Albert’ın annesi, Watson’un oğlu üzerinde böyle bir takım deneyler yaptığından bihaberdi. Tek suçu Watson ile aynı binada çalışıyor olmasıydı. Kim bilir belki oğlunu kreş gibi gördüğü Watson ve Rayner’ın ofisine bırakıyor ve de akşamları oradan alıyordu. Albert 1 yaşını geçtikten sonra annesi olayların farkında varmış ve derhal çalıştığı o işten ve binadan ayrılmış; oğlunu da bir daha Watson’ın yanına yaklaştırmamıştı.

Albert’ın büyük ihtimalle uzun bir süre daha beyaz tüylü şeylerden korkarak büyüdüğü düşünülüyor. Bunların arasında tavşanlar, köpekler, tüylü ceketler ve hatta Noel Baba (sakalından dolayı) bulunduğu söyleniyor. Umuyoruz Albert bu korkusunu belirli bir yaştan sonra arkasında bırakmış ya da en azından bilinçaltının derinliklerine gömebilmiştir; zira akıbeti kesin olarak bilinmiyor. 

Müsaadenizle bu deney ve sonucundan anladıklarımı kendi deneyimlerimle harmanlayıp naçizane düşüncelerimi aktarmak istiyorum. Öznel unsurların yazılmadığı; sadece nesnel gerçeklerin bulunduğu Sipagetti’de az sonra bir ilk yaşanacak! Gerçi “Zamanın Yönü” yazımızda bir takım spekülasyonlarda bulunmuştum fakat o spekülasyon ilim ve fenle yoğrulmuş olduğundan tam olarak düşünce aktarımı sayılmıyor. İzninizle başlıyorum:

Çocuğunuzu büyütürken size kolaylıkmış gibi gelebilecek bazı şeyler alışkanlığa dönüşebiliyor. Örneğin çocuğunuz sıkıldığında, “Aman çocuğum sıkılmasın” diyerek eline bir tablet tutuşturmak, ileride çocuğun uyaran olmadan geçireceği tek bir saniyeyi bile onun için dayanılmaz kılabiliyor. Bunun klişe olduğunu düşünen okurlarımız için bahsi arttırıyorum. “Aman çocuğum sıkılmasın” diyerek yanına oturup “gel seninle etkinlik yapalım”; “gel seninle kitap okuyalım”; “gel yap-boz yapalım”; “gel el boyası yapalım” demenin etkisi de çok farklı değil. Siz bunu yaptığınızda artık tek başına kalamayan ve kendini eğleyemeyen bir çocuğunuz oluyor. Bırakınız sıkılsınlar; bırakınız kendilerini eğlemenin bir yolunu bulsunlar.

 

Laissez-les s'ennuyer; laissez-les trouver un moyen de se divertir.

Vincent de Gournay

 

Anne-babalar istemeden de olsa çocuklarına, onlarda özünde olmayan özellikler, korkular, huylar katıyorlar. Zorla, kızarak yedirilen yemek çocuk için nefret unsuruna dönüşüyor. “Yemek” demek “kızılmak” ile örtüşmeye başlıyor. Kendisine, sizin aceleniz olduğundan veyahut artık sofrada oturmaktan sıkıldığınızdan kızıldığını çocuk anlayamıyor ve yemeğe karşı bir tepki geliştiriyor. Hakeza sürekli “Hadi kitap oku”, “Bugün kaç sayfa okudun?” denen çocuk da kitap okumaktan kaçmaya başlıyor. Ha bir de kendi tek satır kitap okumayıp, gününü telefonunun ekranına bakarak geçirip, çocuğundan kitap okumasını bekleyen ebeveynler var ki bu tamamen başka bir mevzu.

“Aman düşersin”, “aman oraya çıkma”, “aman iyi tutun” denilen çocuk merdiven inemez hale gelebiliyor. Ebeveynler bilirler: çocuk düştüğü zaman canı yanabilir ancak siz “hiiii, yavruuuum” demezseniz ağlamadan, acıyan yerini ovuşturarak yerinden kalkabilir. Onu korkutan genelde kendinizi tutamayıp verdiğiniz o ilk tepki olur. Tecrübeli anne-babalar sakince “bir şey olmadı, tamam, hadi kalk” diye düşen çocukları ile konuşurlar. İkinci çocuklar tam da bu sebeple ilkinden daha az ağlarlar.

Otoriter ebeveynlerin sürekli kızılan ve cezalandırılan çocukları konuşma bozuklukları yaşayabiliyorlar. Karanlığa ya da gerçeküstü varlıklara karşı korkular geliştirebiliyorlar. Burada çocuğu şartlandıran ise kendisine bağırılmasından ziyade cezalıyken içinde yaşadıkları sessizliğin içinde duydukları oluyor.

Çocuklar, içinde yaşadığımız zorlu ve acımasız Dünya’yı anlamaya çalışan tecrübesiz varlıklardır. Onlara kendileri olmaları için gerekli alanı açmamız gerekir. Alanlarını daraltırsak gerçek potansiyellerine ulaşamazlar.

Gelin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 20 Kasım 1989 tarihinde benimsenen ve Türkiye'nin de 2 Eylül 1990 tarihinde imzaladığı Çocuk Hakları Sözleşmesi bu konu ile ne söylüyor bakalım:

Çocuk Hakları Sözleşmesi

Madde 16: Hiçbir çocuğun özel yaşantısına, aile, konut ve iletişimine keyfi ya da haksız bir biçimde müdahale yapılamayacağı gibi, onur ve itibarına da haksız olarak saldırılamaz.

20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü kutlu olsun!


Yorum yazmak için giriş yapın.
Giriş Yap