Geleceğin Uzay Madenciliği İmparatorluğu: Lüksemburg(?)

09 Eylül 2019

Dünyamızın doğal kaynaklarının sınırlı olduğu ve gelecekte bir gün hepsinin tükeneceği hepimizin malumu. Petrol, doğal gaz, kömür, altın, platin, gümüş gibi ekonomimizin ve sanayimizin çok önemli girdileri için yavaş yavaş yolun sonu gözükmeye başladı.

Eğer yakın gelecekte çok büyük yeni rezerv keşifleri gerçekleşmezse, şu anki küresel tüketim rakamlarına bakılınca 53 yıllık petrolümüz, 50 yıllık doğal gazımız, 20 yıllık altınımız, 150 yıllık kömürümüz, 15 yıllık platinimiz ve 20 yıllık gümüşümüz kalmış.

Özellikle akıllı telefonlar, hibrit araçlar, bilgisayarlar ve enerji endüstrisinde kullanılan, indiyum, rodyum, tellurium gibi nadir elementlerin %90’ını tek başına üreten Çin Halk Cumhuriyeti, tüm rezervlerinin 15-20 yıllık bir süre içinde tükenebileceğini belirtmiş.

Dünyamızın kaynakları yavaş yavaş tükeniyorsa ne yapmalıyız? Tabi ki gözlerimizi Dünya dışına çevirmeliyiz. İşte Asteroit Madenciliği tam bu noktada işin içine giriyor.

Bilim insanları tarafından “Dünyayı tükettik, bitirdik; acaba Güneş Sistemi’mizi de tüketebilir miyiz?” sorusundan hareketle başlayan bu fikir çok kısa sürede geniş kitlelerce kabul görmüş ve birçok insan açısından asteroit madenciliği, insanoğlunun bir sonraki büyük teknoloji hamlesi olarak görülmeye başlanmış.

Asteroitler gerçekten de insanoğluna çok büyük fırsatlar sunuyor. Örnek olması açısından, Dünya’mıza oldukça yakın x-tipi bir asteroitte bugüne kadar dünyada çıkarılan tüm platinden daha fazla platin olduğu düşünülüyor. Platin; motorlarda, yakıt pillerinde ve tıbbı uygulamalarda yoğunlukla kullanılan ve değeri altın ile yarışan bir maden. “Planetary Resources” ve “Deep Space Industries” isimli iki asteroit madencilik şirketi, ilk hedef olarak gözlerini Dünya’mıza yakın asteroitlere çevirmiş. “Planetary Resources” sekiz adet çok çekici asteroid tespit ederken, “Deep Space Industries” altı adet çok ama çok çekici asteroit tespit ettiğini açıklamış.

1) Asıl Hedef: Mars – Jüpiter Arasındaki Asteroit Kuşağı

Asteroit madencileri için asıl hedef ise şüphesiz Mars ile Jüpiter arasında yer alan asteroit kuşağı. 1 milyondan fazla asteroitin yer aldığı bu kuşakta, en az 200 asteroitin çapı da 100km’den daha büyük. NASA bu kuşakta bulunan asteroitlerin yaklaşık 700.000.000.000.000.000.000 dolar (700 kentilyon dolar) değerinde doğal kaynağa ev sahipliği yaptığını tahmin ediyor. Bu rakam o kadar büyük ki, çocuk yaşlı demeden dünya üzerindeki her insana bölüştürürsek, kişi başına 100 milyar dolar ediyor. Tabi bu noktada gerçekçi olmamız gerekirse, bütün bu doğal kaynaklar Dünya’ya getirilse bile, piyasa arz-talep denge mekanizması ile fiyatları yeniden belirleyecektir.

NASA asteroit kuşağında bulunan ve 1852 yılında keşfedilen “Psyche 16” adlı asteroite gözünü dikmiş durumda. NASA, metalden oluştuğu düşündüğü “Psyche 16”yı incelemek için, yakında bir uzay aracını fırlatmayı planlıyor. NASA’nın planına göre, uzay aracı 2022’de fırlatılacak, 2026’da “Psyche 16”ya ulaşacak ve tam 21 ay “Psyche 16”nın yörüngesinde kalarak ilk kez tamamen metalden oluşan bir gök cismi hakkında değerli bilgiler toplayacak.

NASA’nın “Psyche 16” planları, Mars – Jüpiter arasındaki asteroit kuşağını madencilik kasabasına çevirmedeki ilk adımlar olsa da, insanoğlunun asteroit kuşağında verimli bir şekilde madencilik yapabilmesi için, şu an elimizde olmayan çok daha gelişmiş uzay teknolojilerine ihtiyacı var. O yüzden biz dikkatimizi, ihtimali daha yüksek olan “Dünyaya yakın asteroitlere” verelim.


2) Asteroit Madenciliği Nasıl Çalışıyor?

Asteroit madenciliği için, asteroitlere gitmemize gerek yok. Asteroitlere gitmek, yakın gelecekte sahip olabileceğimiz teknolojilerle bile ulaşılması zor bir hedef. Madem biz asteroitlere gidemiyoruz, o zaman asteroitlerin bize gelmesi gerekiyor.

2012 yılında Kaliforniya'da bulunan Keck Enstitüsü'nün yayınladığı bir çalışmaya göre Asteroit Yakalama (Asteroid Capture) görevleri çok yakın gelecekte gerçekleştirilebilir olacak.

Asteroit yakalama çok basitçe şu şekilde gerçekleşecek. Önce Dünya’ya göreceli olarak yakın olan ve değerli madenler barındırdığı düşünülen bir asteroit tespit edilecek. Bu asteroite gönderilecek uzaktan kumanda ile kontrol edilen roketler bu asteroite itme gücü uygulayacak ve asteroiti mevcut yörüngesinden çıkarıp, Dünya ile Ay arasında bir yörüngeye yerleştirecekler.

Madencilik yapılacak asteroitin Dünya ile Ay arasındaki yörüngeye getirilecek olmasının birçok avantajı var. Öncelikle daha uzak mesafelere gidip gelinmesi gerekmeyeceği için yakıt masrafı çok daha az olacak ve daha küçük uzay araçlarına ihtiyaç duyulacak. Daha kısa sürecek yolculuklar, aynı zamanda mürettebatın daha az radyasyona maruz kalmasına ve uzayda daha fazla zaman geçirebilmesine imkân tanıyacak. (Van Allen Kuşağı yazımızda bu yolculukta maruz kalınacak radyasyon ile ilgili bilgiler bulabilirsiniz.)

Özellikle NASA’nın yakın gelecekte Dünya yörüngesine 1kg’lık bir cismi çıkarma maliyetini de Space-X roketleriyle ve diğer başka teknolojilerle, birkaç yüz dolar seviyesine düşürmeyi hedeflediğini de hesaba katarsak, asteroit yakalama gerçekten karlı bir işe dönüşme potansiyeline sahip.


3) Peki Lüksemburg'un Bunlarla Alakası Nedir?

Farz edelim ki Türkiye'de altın buldunuz? Bu altın kimin olur? Türk halkının veya Türk devletinin yetkilendirdiği şirketlerin… Peki, aynı altını Mars’ta bulsanız? Bu altın kimin olacak? Bu altını kimin çıkaracağını ve altın satıldığında gelirinden kimin faydalanacağını hangi ülke veya hangi hukuk sistemi belirleyecek? Gelecekte birden fazla asteroit madencilik şirketi, tek bir asteroitin madenleri için hak iddia ettiğinde, aralarındaki uyumsuzluk hangi sisteme göre çözülecek?

Uluslararası uzay hukukuna dair ilk örnek, 1967 yılında imzalanan Dış Uzay Antlaşması (Outer Space Treaty). Bu antlaşma soğuk savaş yıllarında kaleme alındığı ve o yıllarda hiçbir ülkenin kafasında uzaydan para kazanmak olmadığı için, antlaşmanın ana konusu ulusların yörüngeye, Ay’a veya başka bir gök cismine kitle imha silahı yerleştirmesini engellemek, uzay çalışmalarını barışçıl amaçlarla sınırlandırmak ve uzayda yapılacak silah testlerinin önüne geçmekmiş.

1967 tarihli Dış Uzay Antlaşması’na göre hiç bir ülke, bir gök cismi üzerinde egemenlik hakkı iddia edemiyor. Yani biz Türkiye olarak bir asteroite bayrağımızı diksek bile o asteroit bizim olamıyor.

Eğer insanoğlu bir gün uzayda asteroit madenciliği yapacaksa, bu alana milyarlarca dolar yatırım yapacak şirketlerin, maden çıkarma, işleme ve satma hakları konusunda yetkileri olacağına %100 emin olmaları ve bu haklarının da arkasında hukuki bir yapı olması gerekiyor.

Dünyada bu konuda kafa yoran ve yönetmelik hazırlayan sadece iki ülke var. Birisi, şüphesiz ki, Amerika Birleşik Devletleri, diğeri ise Lüksemburg.

ABD, 2015 yılında Uzay Kaynaklarını Arama ve Kullanma Yasasını (Space Resource Exploration and Utilization Act) Kongreden geçirerek, asteroit madenciliğine dair ilk yönetmeliği yayınlamış.

Asteroit madenciliği için ikinci yönetmelik çalışması ise, yaklaşık 600.000 nüfusu ve İstanbul kadar toprağı olan Lüksemburg’dan gelmiş. Lüksemburg 2016 yılında "Space Resources Initiative (SRI)" isimli bir girişim başlatarak, bu alanda özgün bir yönetmelik hazırlayan ilk Avrupa ülkesi olmuş.

4) ABD’ye Karşı Lüksemburg

Peki, hem ABD'nin hem de Lüksemburg'un asteroit madenciliğine dair ayrı yönetmelikleri varsa, neden Lüksemburg'un yönetmeliği kullanılsın?

Cevap aslında çok basit. ABD'nin yönetmeliğinin 51303 numaralı bölümüne göre, asteroit madenciliğini sadece ABD vatandaşları, ABD hukuku altında kurulmuş şirketler veya ABD'li şirketlerin yurtdışında bulunan bağlı şirketleri yapabilecek. Basit bir deyişle, Amerikan yönetmeliğe göre ABD vatandaşı, ABD'de kurulmuş bir şirket veya ona bağlı bir şirket değilseniz, asteroit madenciliği yapma şansınız yok.

Lüksemburg'un yönetmeliğinde ise iki kritik farklılık var. Öncelikle asteroit madenciliği yapmak isteyen bir şirketin, Lüksemburg’da kurulu bir akreditasyon ve lisans ofisinden lisans temin etmesi gerekecek. Ancak bu lisans alındığı zaman şirket veya şahısların çıkarılacak doğal kaynaklarda hak iddia etme şansı olacak.

İkinci ve daha önemli farklılık ise, Lüksemburg yönetmeliğinde vatandaşlık şartı olmaması. Lüksemburg yönetmeliğine göre, Lüksemburg kanunları altında kurulmuş veya Lüksemburg’da kayıtlı ofisi olan herhangi bir Avrupalı şirket, bahsedilen lisans başvurusunu yapabilecek. Şirketin sahibinin kim olduğu veya nereli olduğu hiç önemli değil. Lüksemburg'da sadece bir adres ve bir posta kutusu olması yeterli.

Lüksemburg sadece yönetmelik hazırlamakla da yetinmemiş. 200 milyon euro yatırım ile oluşturdukları Uzay Fonu, asteroit madenciliği için kurulan “start-up” şirketlere stratejik yatırımlar yapmaya başlamış bile. Bu fon şimdiden yarım düzine, çoğu Amerikan menşeli olan, asteroit madencilik şirketinde çeşitli oranlarda hisse satın almış. Bu şirketler Lüksemburg'da ofislerini kurdukları zaman, lisans başvurusu yapmaya hak kazanacaklar.

Amerikan yönetmeliğine kıyasla çok daha esnek olan Lüksemburg yönetmeliği, doğal olarak hem ülkeleri hem de özel şirketleri Lüksemburg ile ortak çalışmaya yönlendirmiş. Lüksemburg, 2017 yılında Japonya ile, 2018 yılında ise Çin ile işbirliği anlaşmaları imzalamış. Benzer bir anlaşma için Rusya ile görüşmeler de 2019 yılında başlatılmış. Bunların yanında Polonya, Belçika, Birleşik Arap Emirlikleri gibi çeşitli ülkeler ve Avrupa Uzay Ajansı da Lüksemburg yönetmeliği ile çalışmak için işbirliği anlaşmaları imzalamış.

Lüksemburg, Dünya’nın uzay teknolojisi konusunda önde gelen ülkelerinin de desteklediği yönetmeliği ve Uzay Fonu ile yaptığı stratejik yatırımlar ile asteroit madenciliği ve uzay teknolojisi alanında faaliyet gösteren yüksek teknoloji şirketlerini Lüksemburg'a çekmek ve bir nevi uzay teknolojisinin silikon vadisi konumuna gelmek istiyor. Şüphesiz ki Lüksemburg bu hedeflerini gerçekleştirebilirse, hem büyük bir güce hem de zenginliğe kavuşacaktır.

Lüksemburg’un ABD, Rusya veya Çin gibi süper güç seviyesinden uzak bir ülke olması da, diğer ülkelerin Lüksemburg’a ve hazırladığı yönetmeliğe çok daha az şüpheyle yaklaşmasına neden oluyor. ABD, Rusya veya Çin’in aksine Lüksemburg, sadece 1.000 askerden oluşan ordusuyla hiçbir ülke tarafından tehdit olarak görülmüyor.

Lüksemburg uzay sanayisi, daha şimdiden 25 uzay teknolojisi şirketi, 2 araştırma kurumu, 700 oldukça kalifiye çalışan ve yılda 2 milyar euro ciroluk bir büyüklüğe erişmiş durumda.


5) Kapanış

Çok yakın geçmişe kadar uzayı gözlemleyen bilim insanları, ya yaşam kanıtı ya da yaşama elverişli gezegenleri ararlardı. Değişen devir ve önceliklerle beraber, aynı bilim insanları madenlerle tıka basa dolu asteroitleri aramaya başladı.  Eh, zaten uzayda çıkarılmayı bekleyen altın, doğal gaz, nikel gibi değerli madenler varken, kim ne yapsın küçük yeşil marslıları?

Bu konuyla ilgili, Dünyanın en ünlü astrofizikçisi olan Neil deGrasse Tyson'ın da, Dünya’da trilyon dolarlık servete sahip olacak ilk insanının, bir asteroit madencisi olacağını dair bir öngörüsü olmuştu. 

Şahsım adına Neil deGrasse Tyson'ın öngörüsünün altına imzamı atıyorum ve bu öngörüyü bir tık arttırarak, ilk trilyon dolarlık servete sahip olacak insanın, asteroit madenciliğini Lüksemburg üzerinden yapacağını iddia ediyorum.

Şu an hem Japonya'nın (Hayabusa-2), hem de ABD'nin (OSIRIS-Rex) farklı astroitlerden örnek alıp Dünyaya geri getirme projeleri devam ediyor. 100 gramdan daha az asteroit örneğini, 6-7 sene süresinde yüz milyonlarca dolar masrafla Dünya’ya getirmek şu an için israf gibi gözükse de, aslında bu projeler geleceğin asteroit madenciliği teknolojilerinin denendiği eğitim görevleri gibi düşünülebilir.

Ben şahsen içinde bulunduğumuz bu dönemi, Dünya’nın coğrafi keşiflerden tam önceki dönemine benzetiyorum. İnsanlık için çok önemli olabilecek bir teknolojik atılımın kıyısında duruyoruz. O zaman yaşayan insanların aksine, biz bunu açıkça görebiliyoruz.

Eskiden ülkeler, doğal kaynaklara sahip olup olmamasına göre şanslı veya şanssız diye nitelendirilebilirdi. Fakat artık hiçbir doğal kaynağınız yoksa bile, teknolojiye yapacağınız yatırım ile uzayda ihtiyacınızdan çok daha fazla doğal kaynak bulabilirsiniz.

Muhtemelen gelecekte uzaydan akmaya başlayacak doğal kaynaklar ile şu an tahmin bile edemeyeceğimiz sosyo-ekonomi değişiklikler yaşayacağız. Kuvvetle muhtemel, asteroit madenciliği yarışındaki bazı ülkeler yükselirken, yarışın dışında kalan diğer ülkeler ile farkı iyice açacaklar. 100 veya 200 yıl sonra tüm doğal kaynakların asteroit madenciliği şirketleri tarafından yönetildiği ve bu şirketlerin çoğunun Lüksemburg’da olduğu bir dünya görebiliriz. Kısa-orta vadede etkileri ne olursa olsun, çok uzun vadeli baktığımızda, asteroit madenciliğinin, insanoğlunun uzayı kolonileştirmesi için atması gereken en önemli adımlardan biri olduğu aşikâr.

Bir sonraki yazımıza kadar sevgiyle kalın,


Yorumlar (1)

  • can87

    can87

    18.9.2019 11:31

    Mükemmel bir araştırma yazısı.



Yorum yazmak için giriş yapın.
Giriş Yap