Ölümsüzlük Mümkün mü?

22 Nisan 2019
İnsanoğlu, tarihinde ilk kez ölüme şahit olduğundan ve ölüsünün her şeyini, tüm mallarını, bütün sevdiklerini bırakıp bir daha gelmemecesine gittiğini gördüğünden beri ölümden korkmuş; bir de inceden ölümsüzlüğün mümkün olup olmadığını sorgulamıştır.

Tarihte ilk ölümsüzlük bahsinin geçtiği yazılı eser olan Gılgamış Destanı'nda (buradan konu ile ilgili yazımızı okuyabilirsiniz) ölümsüzlük peşindeki Gılgamış anlatılır. Bu eski hikayelerin bazılarında ölümsüzlük insanlara "tanrılar" tarafından bahşedilirken, bazılarında da gizli simyasal unsurların belirli ölçülerde karıştırılması neticesinde bu amaca ulaşılır.

Örneğin eski zamanların efsanelere konu olmuş ünlü doktor ve eczacısı Lokman Hekim'in Çukurova civarındaki otlardan biri ile ölüme şifa bulduğu ancak formülünü Misis Köprüsü üzerinde iken Ceyhan Nehri'ne düşürdüğü söylenir. Düşen formülün ardından suya atlamış olsa da bir türlü formülü bulamaz ancak formülün yazılı olduğu kitaptan tek bir sayfa kalır. Günümüz tıp biliminin de bu son kalan yapraktan geliştiği anlatılır.


Çin'de ise M.Ö. 475 yılına ait bazı dokümanlarda Ölümsüzlük Mantarı, Lingzhi'den bahsedilir. Bu mantarın yetiştiği yer Penglai Dağı'nda, sadece simyacı/büyücülerin bildiği bir yerdir. Günümüzde bu efsanevi mantarı bulabilen olmamışsa da, civarda yetişen bazı mantarların bir takım sağlık sorunlarına iyi geldiği kanıtlanmıştır.

Hindistan'da, eski Hint dini kitabı Rig Veda'ya göre, Amrita ya da Soma adında bir ölümsüzlük iksirinin varlığından bahsedilir. Bu iksirin yine bir çeşit bitki ya da mantardan hazırlandığı anlatılmaktadır.

Yunan uygarlığında ise, tanrıların ölümsüzlük için yedikleri Ambrosia vardır. Ambrosia ile Amrita'nın aynı kökten ve de muhtemelen aynı kaynaktan devşirildiği düşünülmektedir. Benzer şekilde tanrıların içeceği olan Nektar'ın kelime karşılığı Ölümü (Nek) Yenmek (Tar) 'tir.

Mısır'da, Nagaa Hammadi (Mısır'da bir kent)'de keşfedilen yazılarda, Thoth ve Hermes Trismegistus'un ölümsüzlük için " Beyaz Damla" ya da "Sıvı Altın" içtikleri söylenir. Trismegistus -Yunancavari bir havası olmasının sebebi atıfların ilk dönem Gnostic, hristiyan dokümanlarında geçiyor olması- Üç Yönden Üç Kere Şahane anlamına gelir. Kendisinin bir Bilge bir Peygamber ve Kral olduğu söylenir.


Çin, Mezopotamya ve Avrupa'da belirli bir süre simyacılar ölümsüzlük için sıvı metallerin içilmesi gerektiğine inanmışlardır. Metal gibi güçlü ve ömürlü bir maddenin vücuda nüfuz etmesi ile onun gücünün bedene geçeceğini düşünmüşlerdir. Bu sebepledir ki metal zehirlenmesi sebebi ile hayatını kaybeden Çin imparatoru sayısı oldukça fazladır. (Elixir Poisoning in Medieval China, 1959, Joseph Needham)

Filmlere de konu olmuş, sıradan metalleri, değerli taşlara çeviren ve aynı zamanda ölümsüzlük sağlayan Filozof Taşı, uzun yıllar boyunca simyacıların arayışlarının hedefinde yer almıştır. Felsefe Taşı efsanesi 4 temel maddenin (Ateş, Su, Toprak, Tahta,.... Hava olmasın?) belirli bir İlk Materyal'den (Prima Materia) meydana geldiğini; bu İlk Materyal'in her şeyin özü olduğunu; 4 temel maddenin belirli oranlarda bir araya getirilmesi ile İlk Materyal'in yeniden ortaya çıkartılabileceğini ve bu İlk Materyal ile Sonsuz Yaşam İksiri'nin yapılabileceğini söyler.


Sizlere şimdi tüm bu insanların şu an hayatta olmadıklarını ve bu sebeple de ölümsüzlüğün mümkün olmadığını söyleyerek hevesinizi kursağınızda bırakmayacağım. Bilakis bu eski efsanelerde aranan ölümsüzlüğün halen daha insanlık için arzulanan bir meta olduğunu ve bu bağlamda araştırmaların sürdüğünü söylemek istiyorum.


Turritopsis Dohrnii

1880'lerde Akdeniz'de keşfedilmiş ve daha sonra Orta Amerika, Batı Avrupa ve Japonya'da da tespit edilmiş bir denizanası türü olan Turritopsis Dohrnii, gıdasızlık, yaralanma ya da diğer dış tehditlerin varlığında kendisini minik bir sürü polipe (denizdeki en ilkel canlılardan) çevirerek ölmemeyi ve fakat bir sürü parçaya bölünmeyi başarabiliyor.


Turritopsis Dohrnii Polipi

Normalde bu şekilde bölünerek değil de dişi ve erkek üreme hücrelerinin birleşimi ile çoğalan bu denizanası, vücudunu oluşturan hücreleri, tıpkı kök hücrelerin diğer doku hücrelerine dönüşmesi esnasında geçirdiği başkalaşıma benzer bir şekilde değiştirerek gençleştirebiliyor. Bu işlem için öncelikle bir yüzeye tutunarak iyice yapışıyor ve sonrasında da bir polip kolonisine dönüşüyor. Bu denizanası, çok hücreli kompleks yapıdan kendi isteği ile daha az hücreli ve basit bir yapıya dönüştüğü bilinen ilk canlı.



Günümüzde bilim adamları bu gençleştirme sürecinin bizler için de uygulanabilirliğini sağlamaya çalışıyorlar. Bu sayede yorgun kaslarımız ve kırılgan kemiklerimizi gençliğimizdeki hallerine geri çevirebileceğimizi umuyorlar. Bu bilim insanları günümüzün simyacıları. Bundan 1000 yıl sonra Intergalacticnet'te sipagetti.com.earth yeni okurlarına günümüz simyacılarının ölümsüzlük arayışında ilkel canlılara yöneldiğini yazacak.

Benim bu sürecin insanlarda beklenildiği gibi bir sonuç vermeyebileceğine dair şüphelerim var. Sizlerin de okuduğunuzda anlayacağınız gibi bu gençleştirme başkalaşımı esnasında genetik materyal dışında aktarılan bir hafıza yok. Poliplere bölünmüş denizanasının eğer gördüğü geçirdiği olaylardan edindiği tecrübe(ler), kimyasal olarak bir hücrede depolanmış ise, bu tecrübe yalnızca bu hücrenin bulunduğu polipte döngüde kalmaya devam edecek; diğer polipler bunu hatırlamıyor olacaklar. Bu durumda eğer Turritopsis'in yaptığını kendi üzerimizde de yapabiliyor hale gelirsek, derimiz, kemiklerimiz, ciğerlerimiz, bağırsaklarımız gibi diğer bütün organlarımızı oluşturan hücreleri yenileyerek belki de bu organlardan kaynaklanan sağlık sorunlarının önüne geçebiliriz ancak beynin yaşlanmasının önüne, Alzheimer'a yol açmadan geçemeyiz sanıyorum. Tüm bildiklerini, kendini ve varlığını unutup yaşama yeniden başlamak ölümsüz olmak mıdır? Sanmıyorum.

Ama yine de umut verici bir gelişme olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Belki de benim aklıma takılmış olan bu problemin çok güzel de bir çözümü vardır.

Yorum yazmak için giriş yapın.
Giriş Yap