Dünyanın İlk Ölümsüz İnsani: Henrietta Lacks

19 Nisan 2019
Sevgili okuyucularımız lütfen ceketlerinizi ilikleyin, saçlarınızı düzeltin, elleriniz terlediyse pantolonlarınıza silin… Bugün dünyanın ilk ölümsüz insanıyla tanışma şerefine nail olacaksınız. Gerçi bu iddialı girişimle biraz fazla açılmış ve beklentiyi boş yere yükseltmiş olabilirim zira söz konusu “ölümsüz” insan 1951 yılında hayata gözlerini yummuş. Fakat tıpkı hayatın ta kendisi gibi bu konu için de “It’s complicated” diyebiliriz.

Ölümsüz kahramanımızın adı Henrietta Lacks. 1920 Virginia doğumlu, çiftçi kökenli siyahi bir Amerikalı. Kısa ömrüne 5 çocuk sığdırabildiği için “ölümsüzlükten” daha fazla alkış alması gereken Henrietta, 31 yaşına geldiğinde şiddetli karın ağrısı ve genital bölgesinde kanama şikayetleriyle John Hopkins hastanesine yatırılmış.


Amerika’nın en iyi hastanelerinden olan John Hopkins’in doktorları Henrietta’ya Rahim ağzı kanseri teşhisi koymuş ve o dönemin şartlarına uygun olarak Radyum tedavisine başlamış. Tedavisi sırasında doktorlar, Henrietta’nın veya ailesinin onayı olmadan kendisinden kanserli doku örnekleri almışlar.

Örnekler Dr. George Otto Gey’in patoloji laboratuvarında incelenirken ilginç birşey fark edilmiş. Çoğu kanserli hücre birkaç gün içerisinde ölürken, Henrietta’nın hücreleri sadece ölmemekle kalmamış, 24 saat içinde iki katına çıkacak kadar çoğalmışlar.

Dr. Gey (bknz. hayata 1-0 geriden başlatan isimler) Henrietta’nın örneklerinden sağlıklı hücreleri izole edip bunları çoğaltmaya başlamış ve bu hücreleri Henrietta Lacks’ın ardından “HeLa” hücreleri diye adlandırmış.

Henrietta 10 ay sonra kansere yenik düşüp ölmüş ve mezar taşı bile olmadan defnedilmiş. Fakat Hela hücreleri çoğalmaya devam ederek insan vücudu dışında büyüyebilen tek insan hücresi olmayı başarabilmiş.

Bilim adamları HeLa hücrelerini kanser araştırmalarından, virüslere, insan genomundan, kozmetiğe kadar birçok alanda kullanmaya başlamışlar. Dr. Gey, çoğalttığı HeLa hücrelerini Amerika'nın ve dünyanın dört bir tarafındaki diğer araştırmacılara göndermeye başlamış.

Bu araştırmacılardan birisi olan Jonas Salk, HeLa hücrelerini kullanarak çocuk felci aşısını geliştirmiş. Başka bir araştırmacı, Alman Harald zur Hausen, HeLa hücrelerini kullanarak HPV (Human pappilomavirus) aşısını 1980 yılında geliştirmiş. Amerikalı araştırmacı Gregg Morin ise HeLa hücrelerini inceleyerek insan yaşlanmasının ana sebebi olarak gösterilen telomerase enzimini keşfetmiş.

Tüm bunların yanısıra HIV’den, uçuğa, zika virüsünden, kızamık virüsüne kadar neredeyse tüm viroloji araştırmaları halen HeLa hücreleri üzerinde yapılıyormuş.

1950’lerden bugüne bilim adamları toplamda 20 ton HeLa hücresi üretmişler ve bu HeLa hücreleri bugüne kadar yaklaşık olarak 11.000 patent alınmasına yardımcı olmuş.

Bütün bunlar yaşanırken ve Henrietta’nın hücreleri tabiri caizse seri üretimle çoğaltılırken, Lacks ailesinin hiçbirşeyden haberi yokmuş. 1970 yılında HeLa hücreleri kazayla başka hücreler ile karışmış. Karışıklığa neden olan “salak” bilim adamları, HeLa hücreleriyle, karışan diğer hücreleri genetik olarak ayırt edebilmek için Lacks aile üyelerinden kan örneği istemişler. Henrietta’nın, çok da zeki olmayan aile üyeleri “neden herkes bizden kan örneği istiyor” diye birkaç yıl daha düşünürken 1973 yılında Lacks ailesinin gelinlerinden bir tanesi bir gün arkadaşlarıyla yemeğe çıkmış. Masada bulunan bir kanser araştırmacısı tanıdık gelen soyadından dolayı Henrietta Lacks’ın hücrelerinin hikayesini bu gelin kızımıza anlatmış. Haberi öğrenen gelin kızımız eve koşup ahaliyi haberdar edince aile 22 yıl gecikmeyle de olsa olayı öğrenmiş. Lacks ailesi, ticari değeri de olan HeLa hücrelerinin kontrolünü ele geçirmek için hukuk savaşı başlatmış ama pek bir başarı kazanamamış.

2001 yılına gelindiğinde Henrietta’nın ölümünden tam 50 yıl sonra kızı, Deborah Lacks, John Hopkins hastanesine davet edilmiş. Bilim adamları Deborah’ı annesinin hücrelerinin saklandığı dondurucuların olduğu bölüme götürmüşler. Zeminden tavanlara kadar dondurucular içinde annesinin tonlarca donmuş hücresini gören Deborah, kendisine uzatılan bir tüp hücreye dokunmuş ve buz gibi olduğunu görünce, belki de içgüdüsel olarak, ağzından ılık hava üfleyip tüpü kendince ısıtmaya çalışmış. Hikayemiz için pek de önemi olmayan bu paragrafın nedenini bilmemekle beraber beni en çok etkileyen kısım olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim.

Evet sevgili okuyucularımız, Henrietta tahminen çok zor bir hayat yaşamış ve gencecik yaşında hayata gözlerini yumup, mezar taşı bile olmadan gömülmüş. Fakat Henrietta’nın trilyonlarca hücresi halen dünyanın dört bir yanında tıbbi araştırmalarda kullanılmaya devam ediyor. Bu güne kadar milyonlarca insan hayatı kurtarılmasına sebep olan ve halen dünyanın dört bir yanında trilyonlarca hücresi insan hayatı kurtarmaya devam eden bu kadın ölümsüz değildir de nedir? Şunu kabul etmeliyiz ki hiçbir ölmüş insan, insanlık için bu kadar çok şey yapmamıştır.

Huzur içinde uyu Henrietta…

Yorum yazmak için giriş yapın.
Giriş Yap