Tüm Zamanların En Eğlenceli Maratonu

19 Nisan 2019
Merhaba sevgili okuyucularımız. Bügünkü yazımız bir maraton hakkında olacak. Ama öyle alelade bir maraton değil, tüm zamanların en zorlu, en tartışmalı ve hatta “Açlık Oyunları” na ilham vermiş olduğu konuşulan 1904 St. Louis olimpiyatları maratonu.

1904 olimpiyatları başlı başına bir karmaşaymış. Olimpiyatları normalde Chicago şehri düzenlemeye hak kazanmış olsa da, St. Louis şehri bir şekilde, aynı dönemlerde yapılacak bir ticaret fuarını olimpiyatlarla birleştirmeyi önererek, 1904 olimpiyatlarını düzenleme hakkını, Chicago’nun elinden alabilmiş.

O zamanların olimpiyatları, günümüz olimpiyatlarından oldukça farklı. 1904 olimpiyatlarında modern olimpiyatların üçte biri kadar müsabaka düzenleniyormuş. Tabi bu durumda maraton, o dönem olimpiyatlarının en önemli yarışı olarak görülüyormuş. St. Louis olimpiyat organizatörleri nedendir bilinmez maratonun normalde olması gerektiği gibi sabah erken saatte değil, öğlen başlamasına karar vermiş. Bunun sonucu olarak maratoncular 30 derece sıcaklığı aşan bir havada koşmak zorunda kalmışlar. Tüm maraton güzergahı toprak yol olarak belirlenmiş ve maratoncuların önünden araba ve atlarla giden görevliler, doktorlar ve antrenörler maratoncuların devasa toz bulutları içinde kalmasına sebep oluyormuş.

Organizatörler maratonculara su erişimi de sağlamamış. Güzergah boyunca kullanılabilecek tek su kaynağı, başlangıç çizgisinden 16 km uzakta bulunan bir su kuyusuymuş. Zaten bu kuyu suyunu içen yabancı maratoncuların bir kısmı bağırsak problemleri nedeniyle yarışı yarım bırakmak zorunda kalmış.

Maratoncuların kendileri de zaten başlı başına şaka gibiymiş. Birkaç gerçek maratoncu hariç, geri kalan maratoncuların genel profili “Maskeli Beşler Kıbrıs'ta” oyuncu kadrosu gibiymiş. Hayatlarında maraton koşmamış on adet Yunanlıdan, ticaret fuarı için şehirde bulunan ve yalın ayak maratona katılmaya karar veren Afrikalılara, Küba’dan katılan emekli bir postacıya kadar türlü türlü maratoncu başlangıç çizgisinde yerlerini almış ve yarış 30 Ağustos günü, tam 15:03’te başlamış.

Fred Lorz isimli Amerikalı maratoncu su kuyusuna varamadan susuzluktan bitap düşüp yarışı bırakmış. Stadyuma gidip yarışın bitişini izlemek için otostop çekip bir arabaya binmiş. Bindiği araba stadyuma varmadan bozulunca kalan son kilometreleri koşarak geçip stadyuma ulaşınca seyirciler onu şampiyon gibi karşılamış. Şampiyon gibi hissettirilmek hoşuna gitmiş olacak ki Fred başından geçenleri kendine saklamayı tercih etmiş. Fred Amerika başkanı Roosvelt’in kızıyla fotoğraf çektirmiş ve tam altın madalyayı boynuna takıyormuş ki kalabalıktan birisi “hey bu adam yolun çoğunu arabayla geldi” diye bağırınca tüm foyası ortaya çıkmış. Fred, sadece şaka yaptığını söylemesine rağmen yetkililer Fred’i olimpiyatlardan hayat boyu men etmiş. Bu arada ilginçtir ki yolun büyük kısmını arabayla katetmesine rağmen, Fred gene de dönemin maraton rekorunu kıramamış.

Bu esnada hakkıyla yarışmaya çalışan maratoncuların durumu da çok iyi gitmiyormuş. William Garcia isimli maratoncu yol kenarında baygın bulunmuş. Arabaların ve atların kaldırdığı tozlardan etkilenen William Garcia, ciddi bir mide kanaması geçirmiş ve neredeyse ölüyormuş. John Lordon isimli maratoncu ise kusma krizine grip yarışı yarıda bırakmak zorunda kalmış. Afrikalı maratoncu Len Tau ise peşine takılan sokak köpekleri tarafından güzergahın kilometrelerce dışına kadar kovalanmış.

Sanırım burada Küba’dan gelen emekli postacı Felix Carvajal’e ayrı bir paragraf açmamız lazım. Felix Küba’yı boydan boya koşarak yeteneğini varlıklı insanlara gösterip Olimpiyatlara katılmak için gerekli parayı toplayabilmiş. Küba’dan tekneyle New Orleans’a gelir gelmez kendisine verilen tüm parayı kumarda kaybedince, St. Louis’e kadar olan yaklaşık 1.000 kilometrelik yolu kah yürüyerek kah bozuk İngilizcesiyle otostop çekerek katetmek zorunda kalmış. Felix başlangıç çizgisine uzun kollu beyaz gömlek, siyah uzun pantolon, kafasında bir bere ve ayağında kösele tabanlı botlarla varmış. Onun bu haline acıyan başka bir maratoncu bir makas bulup pantolonunu diz hizasından keserek şorta dönüştürmüş.


Felix yarışa gayet iyi başlamış. Zaman zaman yol kenarındaki seyircilerin yanında durup, yarım ingilizcesiyle onlarla uzun sohbetler etmesine rağmen yarışı önlerde götürüyormuş. Felix bir seferinde bir arabanın yanında durmuş ve arabadakilerin şeftali yediklerini görmüş. Felix onlardan şeftali istemiş ve arabadakiler vermeyince Felix abadan iki şeftali çalıp koşarak yemeye başlamış. Biraz daha ilerde Felix bu sefer de bir elma bahçesine denk gelip bulduğu birkaç elmayı mideye indirmiş. Fakat çürümüş olan bu elmalar Felix’in mide krampları geçirmesine neden olunca Felix yol kenarında durup güzel bir uyku çekmeye karar vermiş. Felix bütün bu şapşallıklarına rağmen maratonu 4. sırada bitirmeyi başarmış.

Maratonun galibine gelirsek, İngiliz asıllı Amerikalı atlet Thomas Hicks, bitiş çizgisine yaklaşık 15 km kala aşırı yorgunluk semptomları göstermeye başlamış. Birkaç kilometre sonra o kadar yorgun hissediyormuş ki, yol kenarında yatıp dinlenmek istemiş. Fakat yakınında olan antrenörleri onu zorla ayağa kaldırıp ona bir doz “sulphate of strychnine” vermişler.

Günümüzde fare zehiri olarak bilinen bu karışım o yıllarda performans arttırıcı ilaç olarak kullanılıyormuş. Thomas Hicks bitiş çizgisine 6km kalana kadar ilerlemeyi başarabilmiş. Antrenörleri sürekli uzanmak isteyen Hicks’e bir doz fare zehiri, iki yumurta beyazı ve bir yudum Brendi takviyesi daha yapıp tüm vücudunu ılık suyla yıkamışlar.

Hicks son kilometreleri boş bakan gözleri, kül rengine dönmüş teni, kıpırdatamadığı kolları ve kaldırmakta çok zorlandığı bacaklarıyla yürümek zorunda kalmış. Antrenörleri Hick’in su ve et suyu (!?!) içmek istemesine rağmen ona sadece Brendi içirmeye devam etmişler. Artık tek başına yürüyemeyen Hicks’i koluna giren destekçileri bitiş çizgisinden geçirmişler ama olimpiyat yetkililerinin buna hiç bir itirazı olmayınca, Hicks altın madalyayı kazanan isim olmuş.


Hicks’i tekrar ayağa kaldırmak için dört doktor tam bir saat uğraşmak zorunda kalmış. Hicks yarış boyunca yaklaşık 4 kg kaybetmiş ve hayat boyu bir daha böyle bir parkurda koşmayacağını belirtmiş.

Bir sonraki sene Boston maratonunda Hicks ve Fred Lorz birkez daha karşılaşmışlar ve bu kez Fred Lorz, sadece bacaklarını kullanarak, maratonun galibi olmuş.

Sevgili okuyucularımız, sizi bilemiyorum ama ben bu maratonun hikayesini yüzümde engel olamadığım bir gülümseme ile okudum. Eğer bu işlerden biraz anlıyorsam, ki hiç anlamıyorum, bence bu maratonun hikayesinden inanılmaz güzel bir Guy Ritchie filmi olur. Felix Carvajal’i Brad Pitt, Thomas Hicks’i Jason Statham, Fred Lorz’ı ise Joaquin Phoenix oynarsa bu iş Oscar’a kadar gider, belki ödül konuşmasında bana da bir teşekkür düşer.

Bir sonraki yazımıza kadar, sevgiyle kalın…

Yorum yazmak için giriş yapın.
Giriş Yap