Neden 3 Öğün Yemek Yiyoruz?

22 Nisan 2019
Merhaba sevgili okuyucularımız. Obezitenin ve türlü hastalıkların tarihte hiç olmadığı kadar yaygın olduğu günümüzde, nasıl beslenmemiz konusunda tam bir bilgi kirliliği olduğu konusunda sanırım hepimiz hemfikiriz. Televizyonda ünlü bir bayan doktor, anladınız siz onun kim olduğunu, televizyona çıkıp günde sadece iki öğün yemelisiniz derken başka bir doktor veya diyetisyen çıkıp metabolizmanızı hızlandırmak için sık sık ama az miktarlarda yemelisiniz diyebiliyor. Bir yandan şaşkınlık içinde bu bilgi kirliliğine maruz kalıp bir yandan da çikolatalı dondurmamı kaşıklarken kafamda eski insanların yeme alışkanlıklarının nasıl olduğuna dair bir merak pırtlayıverdi.

Hemen dondurma kasemi sehpanın üzerine bırakarak Google’a danıştım. İşte o zaman fark ettim ki meğerse insanların geçmişteki yeme alışkanlıklarına dair de bir bilgi kirliliği söz konusuymuş. Fakat bıkmadan usanmadan, kaynaktan kaynağa atlayarak, dondurmamın gözlerimin önünde eriyip gitmesi pahasına, sizler için olabildiğince özet ve kısa bilgilere ulaştım.

KAHVALTI:
Müsebbibi kim bilmiyorum ama kahvaltı uzun yıllardır bizlere “günün en önemli öğünü, olmazsa olmazı” diye pazarlanıyor. Oysa kahvaltı kavramı tarihin büyük bölümünde bilinmiyormuş. Romalılar asla kahvaltı etmezmiş. Sindirim ve bağırsak sağlığı ile kafayı bozmuş Romalılar, günde sadece tek öğün yemenin insan için daha sağlıklı olduğunu düşünüyor ve genellikle öğle vakitlerinde yedikleri tek bir öğün ile günü geçiriyormuş. Günde birden fazla kez yemek yemek, Romalılar tarafından açgözlülük ve oburluk olarak görülüyormuş.

Kahvaltının tarihte yaygın olarak görülmesi orta çağ’da manastır yaşamına dayanıyormuş. Manastır keşişlerinin sabah duasından önce bir şey yemeleri yasakmış. Hatta İngilizce kahvaltı anlamına gelen “Breakfast” kelimesinin kökeni de “Break / Bozmak” “Fast / Oruç” yani “Breaking the Fast / Orucu bozmak” tan gelmekteymiş.


17. yüzyıla gelindiğinde ise tüm sosyal sınıflar iyi veya kötü kahvaltı eder hale gelmiş. Çay, kahve ve yumurta birer birer zenginlerin masalarında gözükmeye başlamış.

Fakat kahvaltıyı bildiğimiz anlamda kahvaltı yapan ve dünya genelinde olmazsa olmazımıza dönüştüren olay Sanayi Devrimi olmuş. Katı ve uzun mesai saatlerine hapsedilen fabrika işçileri, gün boyu zorlu fiziki aktivitelerine yakıt sağlayabilmek için işe gitmeden önce mutlaka kahvaltı etmeye başlamış.

Kahvaltının tarihsel evrimine son dokunuşu ise Amerikalı John Harvey Kellog (evet o ünlü mısır gevreği markasının kurucusu) yapmış. Harvey Kellog günün birinde haşladığı mısırların bir kısmını yemeyi unutmuş. Sonra şeytan dürtmüş olacak ki unutulan ve kuruyan bu mısırları önce merdaneden geçirip yassılaştırıp sonrasında da fırınlayınca günümüze kadar gelen “mısır gevreği” efsanesi doğmuş olmuş.

ÖĞLE YEMEĞİ:
Öğle yemeğine dair terminoloji biraz kafa karıştırıcı. Roma döneminden Orta Çağ’a kadar tüm insanlar öğle yemeği yermiş ama bunun adı akşam yemeğiymiş. O zamanlar insanların yeme alışkanlıklarını düzenleyen en önemli etken güneş ışığıymış. İnsanlar güneş doğduğu zaman tarlalarında çalışmaya başlar, öğlen saatleri geldiğinde neredeyse 6-7 saattir çalışıyor oldukları için acıkırlarmış ve evlerinden getirdikleri peynir ve ekmekleri yerlermiş. İşte bu yüzden öğle yemeği kelimesinin İngilizcesi olan “lunch” kelimesi, İngilizcede 19. yüzyıldan önce pek rastlanmayan bir kelimeymiş.

Günümüzün öğle yemeklerinin değişmez alternatifi olan sandviçin kökeni de o zamanlara dayanıyor. Bir nevi kont olan 4. Earl of Sandwich, inanılmaz bir kağıt oyunu bağımlısıymış ve hiç bir nedenle, yemek yemek dahil, oyun masasından kalkıp ara vermek istemiyormuş. Gene böyle bir oyun gününde, uşağından kendisine iki dilim ekmeğin arasında bir önceki geceden kalan soğuk etten koyup getirmesini istemiş. 4. Earl of Sandwich böylece oyun masasından kalkmadan, bir eliyle oyun kağıtlarını tutup diğer eliyle de yemeğini yemiş. 4. Earl of Sandwich’in bu yemek alışkanlığı önce arkadaşları sonra da halk arasında o kadar popüler olmuş ki kendisi sandviçin hem fikir hem de isim babası olmuş.

Öğle yemeğini kitleler arasında rutine döndüren gelişme ise gene Sanayi Devrimi olmuş. O zamanlar fabrika işçileri çok uzun saatler çalıştıklarından, öğleden sonra performanslarının düşmemesi için günün ortasında yemek yenilmesi adete dönüşmüş.

AKŞAM YEMEĞİ:
Yukarıda yazdığımız gibi akşam yemeği Romalıların yedikleri tek yemekmiş ama tabi ki öğle vakti yerlermiş.

Orta Çağ'da ise hem soylular hem de halk akşam yemeği yermiş ama güneş ışığından faydalanmak için en geç öğleden sonra vakitleri tercih edilirmiş. 19. Yüzyılda karosen lambalar ve elektrik gibi aydınlatma teknolojilerinin gelişmesiyle, akşam yemeği saatleri daha geç saatlere kaymaya başlamış. Yeme alışkanlıklarımıza dair her zıkkımın miladı olan Sanayi Devriminden sonra, tüm gün fabrikalarda yorulan işçiler, akşam eve geldiklerinde mükellef bir sofra görmek istemeye başlamışlar.

20. yüzyıla, özellikle 1950’lere geldiğimizde Amerika ve Avrupa’da birçok eve beyaz eşyaların girmesiyle yemek yapmak bir çok ev kadınının kendini ifade etme aracına dönüşmüş. 1970’lere gelindiğinde ise bir televizyon şefi olan Fanny Cradock, Cordon Bleu gibi komplike yemeklerin tarifini kitlelere ulaştırmaya başlayınca, ev kadınları arasında en iyi akşam yemeği partisini kimin vereceğine dair tatlı rekabetler yaşanmaya bile başlanmış. 20. yüzyılın büyük bölümünde akşam yemekleri ailelerin bir araya geldiği, sosyalleştiği, hasret giderdiği tabiri caizse şeker gibi münasebetler oluyormuş. Fakat mikrodalga fırında ısıtılabilen yemeklerin 1986’da piyasaya sürülmesiyle birlikte, o eskiden masa etrafında birbirine kalpli emojili gözlerle bakan aile üyeleri, televizyon karşısında çatal kaşık sallayan zombilere dönüşmeye başlamışlar.

Sevgili okuyucularımız, bugünkü yazımızın amacı tabi ki “günde kaç öğün yemeliyiz?” sorusuna yanıt bulmak değildi. Fakat şunu anladım ki, eski insanlar bizlerden kesinlikle daha az öğün yiyorlarmış. Özellikle günümüz beyaz yakalılarının gün içinde ki fiziksel aktivite miktarını, ki sıfıra yakındır, eski insanların hayat koşullarıyla karşılaştırdığımızda çok fazla yediğimiz apaçık ortada. Sağlık veya Beslenme üzerine bir internet sitesi olmadığımız için size beslenme tavsiyesi vermek haddimiz değil fakat Sanayi Devriminin zor şartlarıyla şekillenmiş günümüz beslenme alışkanlıklarının, Sanayi Devriminden, Bilgi Devrimine geçmiş olduğumuz 21.yüzyılda tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bir sonraki yazımıza kadar sevgiyle kalın…

Yorum yazmak için giriş yapın.
Giriş Yap