Adidas ve Puma Arasındaki Kan Davası

22 Nisan 2019
Habil ile Kabil, Adem ve Havva’nın oğullarıdır. Kıskançlık yüzünden araları açılan kardeşlerden Kabil, Habil’i öldürünce, insanlık tarihinin ilk cinayetinin işlendiği söylenir. Habil ve Kabil’den bu yana dünya oldukça değişmiş olmasına rağmen, kardeşler arasındaki çekişme ve didişmeler halen bitmedi. Belki tek çocuk olduğum için, belki de her zaman haklı olduğum için, kardeşler arasındaki anlaşmazlıklar bana hep anlamsız gelmiştir. Fakat kabul etmem gerekiyor ki, yakın zamanda okuduğum ve bugün siz sevgili okuyucularımıza aktarmak istediğim Dassler kardeşler arasındaki kan davası, kafamdaki kardeş kavgası anlamsızlığını bir üst boyuta taşıdı.

Adolf (“Adi”) Dassler ve Rudolf (“Rudi”) Dassler kardeşler Almanya’nın Herzogenaurach şehrinde doğmuşlar. Kardeşler 1920 yılında, annelerinin evinin bodrumunda, “Dassler Spor Ayakkabı” şirketini kurmuşlar. Adolf daha sessiz ama becerikli bir zanaatkarken, Rudolf daha dışa dönük, yetenekli bir satıcıymış. Başlangıçta kardeşlerin işleri oldukça iyi gidiyormuş.

Hitler Almanya’da iktidar olduktan sonra Nazi partisine üye olan kardeşler, buna rağmen 1936 Berlin Olimpiyatları’nda Amerikalı siyahi atlet Jesse Owens’a sponsor olabilmişler ve Jesse Owens Dassler marka spor ayakkabılarla 4 altın madalya kazanınca, Dassler markasının şöhreti dünyaya yayılmış.

Hayat dediğimiz şey aslında Türk dizileri gibidir. Hani dizide her şey iyi giderken, az sonra mutlaka kötü bir şeylerin olacağını bilirsiniz ve beklersiniz ya... Maalesef gerçek hayatta da işler aynen bu şekilde yürüyor. Global şöhrete kavuşan Dassler kardeşlerin evinde işler kötü gitmeye başlamış. O kadar paranın içinde, hangi akla hizmet, eşleriyle beraber aynı evi paylaşan Dassler kardeşlerin eşleri hiç ama hiç geçinemiyormuş. Eşler arasındaki tansiyon o kadar yükselmiş ki, Dassler kardeşler de birbirlerine ister istemez düşmanca duygular beslemeye başlamış.

Anlatılan hikayelerden birine göre, II. Dünya Savaşı yıllarında, İngiliz hava kuvvetleri Almanya’yı bombalarken Adolf ve eşi, içinde Rudolf ve eşinin bulunduğu bir sığınağa saklanmak istemişler. Sığınakta Adolf, kuvvetle muhtemel İngiliz savaş uçaklarını kastederek “Pislik p*çler geri geldi” diye haykırınca, Rudolf bu sözleri kendisi ve eşi üzerine alınmış ve kardeşler arasında hayat boyu sürecek düşmanlığın ve kan davasının fitili ateşlenmiş.

Kısa bir süre sonra Rudolf askere çağrılınca, akıl sağlığı yerinde olan her insanın düşüneceği gibi, Adolf ve eşinin kendisini savaşın ön saflarında öldürtüp, şirketin tümüne sahip olmak için bir entrika kurduklarını düşünmüş. Rudolf bir kere cepheden kaçtığı için, bir kere de Amerikalılar tarafından, Alman gizli polisi Gestapo üyesi olduğu için, tutuklanmış. Söylememe gerek yok ama Rudolf iki tutuklanmanın da kardeşi Adolf’un komplosu olduğunu düşünmüş.

Rudolf savaş suçlusu olarak hapishanede yatarken, Adolf şirketi tekrar ayağa kaldırıp Amerikan askerlerine ayakkabı satmaya başlamış. Savaştan sonra, 1948 yılında kardeşler sonunda şirketlerini ayırmaya karar vermişler. Adolf şirketinin adını ilk adının ve soyadının kısaltmalarını kullanarak “Adidas” olarak seçerken, Rudolf’da benzer bir stratejiyle şirketin adını önce “Ruda” olarak seçse de daha sonra kulağa daha atletik geldiği için “Puma” şeklinde değiştirmiş.


Adolf, Adidas fabrikasını Herzogenaurach şehrinin bir tarafına inşa ederken, Rudolf, Puma fabrikasını şehrin tam ters tarafına inşa etmiş. Bir süre sonra, zaten küçük bir şehir olan Herzogenaurach’ın ekonomisi tamamen Adidas ve Puma tarafından yönetilir ve şehirde yaşayan hemen herkes, o veya bu şekilde bu iki dev şirketten birinde çalışır hale gelmiş. Dassler kardeşler arasındaki kan davası doğal olarak çalışanlarını da etkiliyormuş. Düşmanlık öyle seviyelere ulaşmış ki Herzogenaurach şehrinde bazı dükkanlar sadece Adidas çalışanları ve ailelerine hizmet verirken bazı dükkanlar sadece Puma çalışanları ve ailelerine hizmet sağlıyormuş.

Adidas fabrikasında çalışan birinin, Puma fabrikasında çalışan biriyle görüşmesi, sevgili olması ve tabi ki evlenmesi yasakmış. İnsanlar, uzaktan hoşlandıkları biriyle konuşmadan önce Adidas marka mı yoksa Puma marka mı ayakkabı giydiğine bakmak için başlarını eğmek zorunda oldukları için Herzogenaurach şehri “boynu bükükler şehri” olarak anılmaya başlamış.

İki salak kardeşimiz birbirlerini yemekle meşgulken, Amerika’da doğan ve kısa sürede spor ayakkabı dünyasını domine eden Nike’i fark bile edememişler. Nike, çok arkadan gelmesine rağmen hem Adidas’ı hem de Puma’yı oldukça geride bırakmış.

Rudolf Dassler ve Adolf Dassler, hayatlarının geri kalanı boyunca hiç konuşmayarak sırasıyla 1974 ve 1978 yıllarında vefat etmişler. Kardeşlerin husumeti öldükten sonra da bitmemiş olacak ki, ikisi aynı mezarlığın iki farklı ucuna gömülmüşler.

Dassler kardeşlerin arasındaki düşmanlığın başlangıcından tam 60 yıl sonra, 2009 yılında, Adidas ve Puma çalışanları artık bu düşmanlığı bitirmeye karar vermişler ve iki şirket çalışanları arasında bir dostluk futbol maçı organize edilmiş. İki şirket arasındaki tansiyon o günden bu yana azalsa da, birbirlerini kırmak için kaybettikleri 60 yıl sonunda, özellikle Puma dünya geneli satışlarda hem Adidas'a hem Nike’a göre oldukça geride kalmış.

Sevgili okuyucularımız, bu kısa hikayemizden çıkarabileceğimiz bazı dersler var. Öncelikle tek çocuk olmak tahmin ettiğiniz kadar kötü bir şey değil. Kafanız rahat oluyor, sizi savaşta cepheye veya savaş suçlusu olarak hapishaneye göndermek isteyen bir kardeşle uğraşmak zorunda kalmıyorsunuz. Daha da önemli olan ders ise, eğer kardeşleriniz varsa ve maddi durumunuz da elveriyorsa asla ama asla kardeşlerinizle aynı evde yaşamayın. Aşk-ı Memnu’dan, Yaprak Dökümü'ne kadar birçok Türk yapıtının, aynı eve tıkıştırılan aile üyelerinin bir süre sonra yaptığı saçmalıklar üzerine kurgulandığını hatırlatmak isterim. Medeni ve mesafeli sandığımız Almanlar bile aynı eve konulduklarında birbirlerinin başını yerken, çok daha ateşli, kavgaya yatkın, düşmanını doğru tanımlayabilmek için kendi sözlüğüne “Elti”, “Görümce” gibi kelimeler eklemiş Türk insanının neler yapabileceğini tahmin bile edemezsiniz.

Bir sonraki yazımıza kadar sevgiyle kalın...

Yorum yazmak için giriş yapın.
Giriş Yap