Yeryüzünde Cehennem Deneyimi: İklim Değişikliği

Dünya'mız ısınıyor... Onu biz ısıtıyoruz. Çalışırken ısı yayan cihazları gittikçe artan bir oranda kullanıyor, çoğalan nüfusumuzla ihtiyaç duyduğumuz barınma, ısınma ve ulaşım ihtiyaçlarımız için giderek hızlanan bir şekilde sera gazlarını atmosfere salıyoruz.



Akdeniz'in ortalama sıcaklığının artması ile bazı deniz canlıların daha serin sulara kaçtığını, bir kısmının da o kadar şanslı olmayıp hayatta kalamadıklarını bazılarımız hatırlayacaktır. Dünya'nın ortalama sıcaklığının geçtiğimiz yüzyıldan önümüzdeki yüzyıla kadar 1°C-3°C arasında artacağını duyduğumuzda, bunun o kadar da çok olmadığını düşünüp yeterince önemsemediğimizi de hepimiz biliyoruz. Peki gerçekten bu durum sürdürülebilir mi?

Felaket tellallığı yapmak istemezdim ancak bunların konuşulması gerekiyor. Dilerseniz bu sürecin sonunda bizleri nelerin beklediğinden biraz bahsedelim:

Dünya'mızın atmosferine saldığımız ısıyı hapseden gazların oranı arttıkça, gittikçe artan bir hızla sıcaklıklar artmaya devam edecek.


Bu sıcaklık artışı sebebi ile -ay, evet, biliyoruz diyeceğinizi biliyorum ama farklı bir şey daha söyleyeceğim- buzullar eriyerek su seviyesini yükseltecek. Bu elbette ki deniz seviyesinde bulunan yerleşim yerleri için bir risk oluşturuyor ancak bunun bir diğer etkisi de şu: Buzlar üzerine düşen güneş ışığını yansıtarak büyük bir kısmını geldiği yere gönderiyor iken, erimiş ve yerini karanlık okyanus sularına bırakmış buzullar güneş ışığını daha da soğurarak denizlerin daha da fazla ısınmasına sebep olacak ve bu da daha hızlı buzul erimesini beraberinde getirecek.

Buna ek olararak, adı konmamış diğer bir tehlike de Antartika buzulların altında yatmakta. Antartika buzulları, çok uzun zaman önce varolan bataklık ve bitkilerin üzerinde oluşmuş. Haliyle çürüyen bu bitki örtüsünden salınması gereken tüm metan gazları, şuan Antartika buzullarının altında hapsolmuş durumda. Eğer küresel ısınma bu ivmesiyle devam ederse, eriyen buzulların altından daha çok metan gazı atmosfere salınacak ve bu salınan gazların neden olacağı daha fazla ısınma da, daha çok buzulun erimesine neden olacak ve dünyayı, sonunda cehenneme çevirecek bir döngünün içine gireceğiz.

Salınan karbondioksit gazının yaklaşık olarak 1/3'ü denizler içinde çözülerek atmosferi terk ediyor fakat bu da denizlerin giderek daha asidik olmasına sebep oluyor. Bu durum deniz canlılarına, özellikler kabuklu deniz canlılarına büyük zarar verecek. Halihazırda denizler evvelde olduklarından 40% daha asidikler. Tamam Türk insanı olarak, midye hariç kabuklu deniz canlısı tüketmiyor olabiliriz, fakat bu kabuklu deniz canlıları, severek yediğimiz balıklar ve genel anlamda denizlerin ekosistemi için hayati önemde.

Tarım'ın sürekli değişen ve tahmini namümkün hava şartları sebebi ile ne kadar zorlaştığını hepimiz görüyoruz, duyuyoruz. Bu giderek daha da zorlaşacak ve zararlı haşerelerin sıcağı sevmelerinin de etkisi ile toplam rekolte düşecek.

Bir tarım alanından elde edilen ürün ile birlikte çok az da olsa bir miktar verimli toprak da yerinden oluyor. Bu da eğer takviye edilmez ise bu tarım alanının zaman içerisinde verimliliğini kaybedeceği anlamına geliyor. Bu alanların yerine koymak için ne yazık ki ormanlar hedefe koyulmuş durumda. Bu sebeple de sera gazlarının emilimi azalarak dünyanın ısınması çevrimi hızlanıyor. Daha da artacak sıcaklık ile giderek daha az toprak verimli olacak.

deforsest

Sadece biz yok ettiğimizden değil, artan ve kolayca durdurulamayan orman yangınları artacak, ilkokulda öğrendiğimiz şekli ile, "Dünya'mızın akciğerleri"ni kaybedeceğiz.

Bizi şimdilik ilgilendirmiyor gibi gözükse de artan buharlaşan suyun etkisi ile tayfunlar, kasırgalar daha da şiddetli olacaklar. Şimdilik dedim fakat -geçtiğimiz aylarda Akdeniz'de kasırga uyarısı verildiğini birçoğumuz hatırlayacaktır- yurdumuzda dahi böyle bir durumla karşılaşabileceğiz.

Artan hava ve su sıcaklıkları, sağlığımızı tehdit edebilecek bakterilerin ve diğer patojenlerin önünü açacak ve bunun için soluduğumuz havayı ve kullandığımız suyu daha iyi filtrelemek zorunda kalacağız. Hava kirliliğinden mütevellit astım ve alerji görülme sıklığında artış olacak.

Felaket tellallığı yapmak istemediğimi söylemiştim; yazarken de rahatsız oldum ve gerildim. İnsanlık olarak birbirimizle yarışmayı bırakıp bir an evvel yegane (şimdilik?) evimizin yok olmasının önüne geçmezsek bizi çok zor günlerin beklediğini görmek o kadar da zor değil.

Bu yazımızı Sayın Halil Şen'in (Ph.D.) aşağıdaki bilgilendirici videoyu bizimle paylaşması sayesinde sizlere aktarabildik. Kendisine teşekkür ediyoruz.

Bir Sipagetti okuyucusunun uzun diye bir videoyu izlememesinin olası olmadığını biliyoruz.


Yorum yazmak için giriş yapın.
Giriş Yap