Neden Müzik Dinliyoruz? Bize Ne Faydası Var?

22 Nisan 2019
Kimi zaman dinlediğimiz bir müzik eseri bizi heyecanlandırır; bazen mutlu eder ve sevindirir; yeri gelir vücudumuzun tüm kısımlarını kullanarak dans etme isteği uyandırır ya da inanılmaz kederlere sevk eder. Müzik neden ve nasıl bizi etkiliyor, biraz bunu irdeleyelim ve anlamaya çalışalım.

Araştırmacılar beyindeki müzik ile ilgili olan bir merkezin varlığını halen araştırıyor olsa da, müzik dinlerken veyahut yaparken beynin bir çok kısmının aynı anda birlikte çalıştığı günümüz teknolojisi sayesinde yapılan araştırmalar ile biliniyor.

Soldaki dinlenmekte olan beynin PET'i (Positron Emission Tomography), sağdaki ise müziğe maruz kalmış bir beynin

Bir müzik parçasını dinlerken beynin temporal lobu, müziği anlamaya çalışmak için yoğun bir şekilde faaliyet gösteriyor ancak aynı anda müziğin yapısını çözmeye çalışan, yani bir sonraki notayı tahmin etmeye çalışan frontal lobdaki ilgili kısımlar da yoğun bir çalışmaya girişiyorlar. Bu yoğun faaliyet esnasında da, Nature Neuroscience'da yayınlanan bir araştırmaya göre, müzik dinlerken de, aynı lezzetli bir yemek yerken ya da cinsel ilişki esnasında olduğu gibi haz duyuyoruz ve bir nörotransmiter olan dopamin hormonu salgılanıyor. Tabi bu da, dopamin salgıladığımız diğer faaliyetlere benzer şekilde, derimizin elektriksel geçirgenliğini arttırıyor (tüylerimiz diken diken oluyor), kalp atışımız hızlanıyor, nefes alıp verme hızımız değişiyor ve vücut sıcaklığımız artıyor.


Beynin kısımları (yenibiyoloji.com'dan alınmıştır)

Dopamin'in salgılanma mekanizması, uyuşturucu gibi doğal olmayan yollar ile salgılanması durumu hariç, diğer durumlar düşünüldüğünde, yalnızca biyolojik olarak ihtiyaç duyduğumuz, neslimizin devamı için gereken, sağlıklı bir şekilde hayatta kalmamızı sağlayan davranışlara karşılık beynin ödüllendirilmesi şeklinde olduğundan, müziğin de benzer şekilde, hayatta kalma içgüdümüzün bir parçası olduğu anlaşılıyor. Teorisyenlerin ortaya attığı fikirlerden, kurtların ulumalarından güvende olunup olunmadığının anlaşılmasından, kuşların ötüşünden civarda tehlike olmadığının anlaşılmasına kadar pek çok müzikal girdinin beyin tarafından işlenerek hayatta kalma ihtimalini arttırıyor olması fikri akla oldukça yatkın. İnsanların da bu sesleri taklit ederek ya da kendi seslenme şekillerini oluşturarak birbirleri ile iletişim kurmaya başlaması müzik ve dilin birlikte geliştiğini gösteriyor olabilir.

Fakat böyle bir yeteneğin ortaya çıkması, yani dopamin salgılatma yöntemlerine bir yenisinin eklenmesi, insanoğlunun bunun sınırlarını zorlayarak daha fazla dopamin salgılama isteğini arttırmış olmalı, zira eski zamanlardan bugüne değin müzik, varlığını gelişerek ve ilerleyerek korumayı başarmış.

Fakat neden her müzik eseri bizlerde aynı etkiyi yaratmıyor? Bunu da daha evvel belirttiğimiz gibi müziğin kökeninde bizlere bir bilgi aktarıyor olması ile açıklayabiliyoruz. Bir bilgi, eğer basit ve kolay anlaşılır bir bilgi ise bizler bunu çabucak anlıyor ve işleme koyuyoruz. Bizler, bize müzik yolu ile gelen bilginin her defasında farklı bir parçasını anlıyor ve kaydediyoruz. Ancak bize gelen verinin, tarafımızca kaydedilecek bilgisel bir içeriği kalmadığında artık bize dopamin salgılatmıyor, hatta rahatsızlık veriyor. Hiç kimseye ve hiç bir esere saygısızlık etmek istemediğimden bu noktada siz değerli okuyucularımızdan, dinlerken en çok sıkıldığınız şarkıyı akıllarınıza örnek olarak getirmenizi rica ediyorum.

Buna karşın şarkı -şu günlerde ayrıca bir öneme sahip olduğundan bunu örnek vermekte bir beis görmüyorum- "Bohemian Rhapsody" gibi ya da "Octavarium" gibi ise, içerdiği bilginin karmaşıklığı, bu şarkıların uzun yıllar boyunca dinlenebilmesini sağlıyor.

Hep dinleyicilerden ve müziğin dinleyenlerin beyinlerine olan etkisinden bahsettik. Biraz da müzisyenlerin, üretici olmalarından kaynaklı olarak farklılaşmış beyin yapılarından söz edelim. Fakat dilerseniz öncelikle müziğin ve müzik çalmanın beyin üzerindeki etkisinin anlatıldığı şu TED Ed videosunu izleyebilirsiniz.

Küçük yaşta bir müzik aleti çalmayı öğrenmiş kişilerin, müzikle ilgilenmemiş akranlarından, hafıza, dil, problem çözme, planlama gibi konularda daha başarılı olduğu istatistiksel olarak ortaya konmuş. Araştırmacıların tespit ettiği bilgiler uyarınca, erken yaşta edinilen bu yeteneklerin yaşla ya da fiziksel yetersizlik neticesinde kolaylıkla yok olmadığı da anlaşılmış. Yani erken yaşta edinilen yeteneklerin hiç kaybolmadığını düşünebilirsiniz. Beynin görsel, işitsel ve motor kortekslerinin birbirleri ile sürekli iletişim içerisinde bulunuyor olmalarının, bunlar arasında kalıcı bağlantıların oluşmasını sağladığı yapılan EEG'ler (Elektroensefalogram) ile görülmüş. Beynin matematiksel sol ile, yaratıcı sağ kısımları arasında iletişimi sağlayan kısmına Corpus Callosum adı veriliyor ve müzisyenlerde bu dokunun işlevselliğinin daha yüksek olduğu görülmüş. Corpus Callosum'un gelişimi plesentada başlayıp yaklaşık 12 yaşına kadar sürdüğünden, erken yaşta müzik ile uğraşmaya başlayan insanlarda belirgin derecede daha büyük Corpus Callosum bulunduğu tespit edilmiş. Beynin iki kısmı arasındaki iletişimin daha kuvvetli olması problemlere daha yaratıcı çözümler bulabilme yeteneğini de beraberinde getiriyor. Başka hiç bir sanat türünün böyle bir etkisi tespit edilebilmiş değil. Bu sebeplerle, çocuklarımıza erken yaşlarında müzik aletlerini tanıtmalı, onlara müziği sevdirmeliyiz. Yaşlılığın vücudumuz üzerindeki etkilerinin yavaşlatılması için de müziğin oldukça faydalı olduğunu bilmem söylememe gerek var mı?


Yorum yazmak için giriş yapın.
Giriş Yap