D-Vitamini

22 Nisan 2019
Geçirmekte olduğumuz kış günlerinde özlediğimiz güneşi, yazın dahi gündelik hayatımızda gündüz saatlerini sürekli ofislerde, dairelerde yani kapalı alanlarda geçirmemizden mütevellit güneşi göremediğimizden yeteri kadar D vitamini sentezleyemiyoruz. Bu sebeple doktor tavsiyesi ile eksik olan bu vitaminimizi dışarıdan haplar, damlalar vasıtasıyla alıyoruz. Sadece D vitamini de değil, A, C, E vitaminleri, balık yağları, glukozaminler,... neyimiz eksikse dışarıdan alarak vücudumuzu destekliyor ve sağlığımızı bu sayede koruyoruz.... mu acaba? (Sayın Özkan Uğur'u anıyor, bu "mı acaba" söz kalıbı için kendisine şükranlarımızı sunuyoruz)

Yapılan tüm araştırmalar, kanında D vitamini seviyesi düşük olan insanların bilinen tüm hastalıklara yakalanma ihtimalinin daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor: Şeker hastalığı, obezite, kalp krizi, depresyon ve hatta kanser riski bu rahatsızlıklardan yalnızca birkaçı. Ayrıca D vitamini, hepimizin ilkokul yıllarında öğrendiği şekilde kemiklerimizin sağlıklı olmasını ve kemik gelişimimizin yeterli seviyede olmasını sağlıyor. Güneşe maruz kaldığımızda derimiz tarafından sentezlenen bu vitamin, kalsiyumun emilimi için gerekli olduğundan kemik sağlığımız ile doğrudan ilintili. Ancak bizler yaz tatillerinde (veyahut maddi açıdan daha rahat okurlarımız için güney yarım kürede geçirilen bir kış tatilinde) güneş altında kavrulmadan bronzlaşmaya çalışırken, ya da güneşli günlerde öğle aralarında kollarımızı dirseklerimize kadar sıvayarak ne kadar güneş görebiliyorsak o kadar güneş ile yetinmeye çalışıyoruz.

D vitamininin en bilinen doğal kaynakları somon ve tuna balıkları. Bunlardan tüketmek ihtiyacımızın bir kısmını karşılıyor. Diğer yandan eczanelerden, doktor tavsiyesi ile D vitamini takviyeleri edinmek mümkün.


Bu şekilde, atalarımız gibi gün boyu güneş altında çalışmak zorunda kalmayıp yeterince sentezleyemediğimiz D vitaminini, üstün teknolojik imkanlarımız sayesinde alabiliyoruz ve sağlıklı bir şekilde yaşamımızı sürdürebiliyoruz... sanıyorduk ki, ilk kez 2014'te ortaya konduğu ve geçtiğimiz günlerde neredeyse kesin olarak anlaşıldığı şekliyle, 28.871 kişi üzerinde yapılan araştırmalar gösteriyor ki, D vitaminini dışarıdan takviye olarak almak klinik herhangi bir avantaj sağlamıyor.

Ancak bu durum ilk başta söylediğimiz, kanında D vitamini seviyesi yüksek olan insanlarda bu tür rahatsızlıkların daha az görüldüğü söylemi ile çelişmiyor mu? İlk bakışta böyle görülebilecek olsa da, bu noktada, insanlık olarak öne sürdüğümüz ve uğruna inanılmaz miktarlarda yatırım yaptığımız savımızın temelden yanlış olduğu anlaşıldı: Kandaki D vitaminin fazla olması sebebiyle insanlar daha az hasta olmuyor, başka bir sebepten dolayı hasta olmuyorlar ve D vitamini bunun sonucu... Bu sebep... evet, doğru bildiniz, GÜNEŞ!


Modern atalarımızın, 200.000 yıl boyunca çok sıcak olduğunda bir ağacın altında beklemek dışında kendini çok da korumadığı, 1500 faktör kremler sürmediği ve 11:00-16:00 arası güneşe çıkmaktan imtina etme gibi bir lüksleri olmadığı ve buna rağmen genlerini günümüzde bizlere kadar getirmeyi başardıkları düşünülecek olursa, günümüzde yaşadığımız cilt kanseri riski ile güneşe kremsiz çıkmama mevhumunun biraz abartılı olduğu sonucuna varabiliriz.

Edinburgh Üniversitesi Dermatoloji Kürsüsü Akademisyeni Dr. Richard Weller, tansiyonu düşüren nitrik oksit molekülünün deri tarafından, güneşe maruz kalındığında salgılandığını keşfetti. Deneylerle de ortaya koyduğu şekilde, yalnızca 30 dakika, tabi ki tüm bu prosesi durduran UV kalkanı kremler olmaksızın, güneşe maruz kalan deneklerin tansiyonları düştü. Bu durum da tahmin edebileceğiniz üzere kalp-damar rahatsızlıkları ile direkt olarak alakalı. (Bu deneyler ile ilgili daha detaylı bilgiye Richard Weller'in TEDx videosundan ulaşabilirsiniz)

Peki krem sürmeyelim de cilt kanseri mi olalım? Cilt kanseri olacaksak, D vitamini ve nitrik oksitleri ne yapalım?

Atalarımızın pek de korunmadığından bahsettiğimiz paragrafımızda speküle ettiğimiz gibi, cilt kanserine güneşe maruz kalma neticesinde yakalanma olasılığı, güneşe maruz kalınmadığında kalp hastalığına tutulma olasılığının 1%'i kadar. 200.000 yıldır güneşe maruz kalan atalarımız ilk kez antik Yunan ve Mısır uygarlıklarında (sadece 3000 yıl önce), güneşten kuruyan ciltlerine zeytin yağı ya da çeşitli bitkileri tatbik ederek iyileşme sağlamaya çalışmışlar. Ancak bildiğimiz anlamda güneş kremi -SPF faktör 2- ilk olarak 1938 yılında kimyager Franz Greiter tarafından icat olundu. Yani UV'den korunmaya başlayalı 100 yılı henüz deviremedik.

Cilt kanserinin çeşitli türleri mevcut. Bunlardan en sık karşılaşılanlardan bazal hücreli karsinoma ve skuamöz hücreli karsinoma neredeyse hiçbir zaman ölümcül sonuçlar yaratmıyor. Melanoma, ki bu cilt kanserlerinin en tehlikelisi oluyor, görülme olasılığı ise tüm cilt kanserleri arasında 1%-3% kadar.

Güneşe maruz kalmanın böyle sonuçlara yol açabildiği aşikar ancak rakamlar bize farklı bir şeyler de söylüyor:

1- Güneş altında çalışan insanların melanoma olma riski kapalı mekanda çalışanların yarısı kadar.
2- Güneşe aşırı miktarda maruz kalınmasının melanoma riskini arttırdığı doğru fakat buna karşın bu kişinin melanomadan dolayı ölme olasılığı daha az.
3- Kanda pıhtılaşma rahatsızlığı görülme olasılığı, güneşe maruz kalan insanlarda daha az.
4- Şeker hastalığı görülme olasılığı, güneş gören insanlarda daha az.

Bir başka çalışma, İsveç Karolinska Institutet doktorlarından Pelle Lindqvist tarafından yürütüldü. Bu çalışmaya göre güneşe maruz kalmaktan kaçınmak, hayat beklentisini sigara içmekle aynı oranda azaltıyor. İlgili makale Journal of Internal Medicine dergisinde yayınlandı. (Bu yazıya buradan ulaşabilirsiniz.)

Tabi ki bu araştırmalar ile ortaya konan görüşe, her ne kadar rakamlar aksini söylese de, katılmayan doktorlar da bulunuyor. Bu doktorların ortak görüşü, cilt kanseri riskini görmezden gelmenin tehlikeli bir yaklaşım olduğu, bunun yerine D vitamini takviyeleri ve tansiyon ilaçları almanın daha güvenli olduğu şeklinde.

Güneş ışığının, etkisini klinik yöntemler ile tespit ettiğimiz nitrik oksit ve D vitamini gibi kimyasalların salgılanmasını tetiklemesinin yanında, varlığını hissettiğimiz serotonin ve endorfin hormonlarının salınımında da önemli rolü olduğu biliniyor.

Bilim adamlarının araştırmalar ile ortaya koyduğu rakamların ve sonuçların ötesinde sizlerin de şahsen tecrübe ettiğinizi sandığım şu noktalar, bana kimyasallar ile takviye edilemez gibi geliyor. Takviye vitamin ve benzerlerini almaktan pek hazzetmediğim için saptamam yavan kalabilir ancak: Onu çok özlediğim şu günlerde iyice aşikar oldu ki, ben güneş yoksa hep çok yorgun oluyorum, erken uyuyorum, daha az mutlu oluyorum ve tüm işlerimde daha az istekli oluyorum.

İçimden gelerek güneş için bir akrostiş şiir yazdım. Umarım 3-B sınıf başkanı Quelthor'u duyar...

Gittiğin o puslu Kasım gününün üzerinden aylar geçti,
Ürpererek uyanıyorum sabahları soğuk odama,
Neden nazlısın bu kadar, neden dönmüyorsun?
En güzel anlarımda ya tepemdeydin pasparlak,
Şarkı söylüyordum ya da sen batarken ufuktan.

Yorum yazmak için giriş yapın.
Giriş Yap