Güney Kore: Sadece 66 Yıla Sığdırılan Başarı Hikayesi

Alttaki fotoğrafta gördüğünüz yer, Güney Kore’nin başkenti Seul. Tek başına yılda neredeyse 400 milyar dolarlık mal ve hizmet üreten bu şehir, 9 milyonluk nüfusuyla dünyanın en önde gelen metropollerinden bir tanesi.

Seul’u bundan sadece 66 yıl önce, yani Kore Savaşının bittiği 1953 yılında görebilseydiniz, aşağıdaki gibi bir manzarayla karşılacaktınız.

Kore Savaşı’nın bittiği 1953 yılında, savaşta 1 milyon insanını kaybetmiş ve altyapısı tamamen yok edilmiş Güney Kore’nin kişi başına geliri sadece 60 dolar seviyesindeymiş.  Bu kişi başına gelir rakamı ile Güney Kore, o dönemin en fakir ülkeleri arasında sayılıyormuş.

Peki, nasıl oldu da bu perişan Güney Kore sadece 66 yılda, yani ortalama bir insan ömründe, dünyanın en gelişmiş ülkeler arasına girmeyi, otomotiv, elektronik, gemi yapımı, inşaat, demir-çelik ve silah sanayilerinde dünyanın en ileri ülkelerinden birisi haline gelebildi?

İşte bugünkü yazımızda, Güney Kore’yi başarıya taşıyan sırları azıcık farklı bir bakış açısından sizlere aktarmaya çalışacağız. 

1) 1910 – 1945 Yılları Arasındaki Japon İşgali

Yahu Japon işgali nasıl başarının sırrı olur?” demeyin. Atalarımızın “her şerde bir hayır vardır” lafı aklınıza gelsin. Japon İmparatorluğu, Kore yarımadasını işgal ettiği zaman Japonya’dakine benzer ücretsiz bir eğitim sistemi kurmuş. Koreli gençleri hem Japon İmparatorluğu’nun işine yarayacak kalifiye işçiler haline getirmek, hem de Korelileri yavaş yavaş Japon üst kimliği altında asimile etmek için kurulmuş bu okullar, orta vadede Kore’nin diğer Asya ülkeleri arasında en yüksek okuma yazma oranına sahip ülkelerden biri haline gelmesini sağlamış.

Bu okullarda okuyan yüz binlerce Koreli genç, daha sonraki yıllarda gerçekleşecek olan sanayi devriminin lokomotifi olan insan kaynağı havuzunu oluşturmuşlar.

2) Toprak Reformları

Dünya Savaşı 1945 yılında bitince, Japon İmparatorluğu’nun Kore yarımadası üzerindeki işgali de sona ermiş. Takip eden yıllarda, ABD inisiyatifiyle Kore’de bir toprak reformu gerçekleştirilmiş ve büyük topraklar yerleşik Japon çiftçilerden alınıp, çok sayıda Koreli çiftçiye dağıtılmış. O dönemde çok değeri anlaşılamayan bu reform, orta vadede güçlü bir orta sınıfın ortaya çıkmasına ve ekonomiye dâhil olmasına sebep olmuş.

3) Darbeci General Park Chung-hee ve Chaeboller

Baştan belirtelim de başımız belaya girmesin, darbenin her türlüsüne karşıyız ve asla da desteklemiyoruz. Fakat konu Güney Kore’nin ekonomik başarısına geldiğinde, General Park Chung-hee’nin Güney Kore için yaptıkları kesinlikle yabana atılamaz. Zaten bu yüzden de listemizde kendisine ayrı bir madde ayırma gereği duyduk.

Park Chung-hee, 1961 yılında gerçekleşen bir darbe ve takip eden süreç sonucu Güney Kore’nin yönetimini ele geçirdi. Park Chung-hee yönetiminde ilk icraat olarak bir beş yıllık kalkınma planı hazırlandı (size de tanıdık geldi mi?). İlk beş yıllık kalkınma planı çerçevesinde ülkenin tarım, elektrik, gübre, çimento, rafine edilmiş petrol, demir-çelik gibi sanayilerinin geliştirilmesi, işsizliğin azaltılması ve yol-liman gibi altyapılarının geliştirilmesi öngörülmüş.

En sevdiği söz “denersek her şeyi yapabiliriz” olan Park Chung-hee’nin ilk icraatı, Güney Kore’de yeni bir şebeke kurdurmak ve daha önce sadece birkaç saat elektrik verilebilen ülkeye 24 saat elektrik verilebilmesini sağlamak olmuş. Park Chung-hee, ekonomik gelişme için çelik sanayisinin şart olduğunu düşünerek Japonya’dan aldığı kredi ve teknik destek ile Pohang Demir-Çelik fabrikasını kurdurmuş. (Bu demir-çelik fabrikası daha sonra POSCO adını alacak ve dünyanın en büyük 4. Çelik üreticisi haline gelecekti.)

Park Chung-hee aynı zamanda “chaebol” denilen holding benzeri yapılara da büyük destek sağlamış. Güney Kore devleti, yayınladığı beş yıllık plan hedeflerini tutturan chaebol’lara ucuz kredi, kolaylaştırılmış geri ödeme imkânları, vergi indirimleri, lisans ve izinlerde kolaylık sağlama gibi türlü destekler vermiş. Peki, kimdi bu chaebol’lar diye sorarsanız, cevabımız bugün hepimizin bildiği Samsung, LG ve Hyundai olacaktır.

Kore savaşında taşımacılık hizmeti veren Hyundai, Park Chung-hee idaresindeki yıllarda büyüyerek 1960’larda Güney Kore inşaat sektörünü domine etmiş ve hatta Güney Kore'nin ilk otobanı olan Seul-Busan otobanını da Hyundai inşa etmiş. Hyundai otomotiv sanayisine ise, Ford Cortina modelini montajlamak amacıyla 1968 yılında adım atmış fakat 1975 yılında ilk tamamen yerli modeli olan Pony'yi üretmiş. Bugün Hyundai’yi çoğumuz sadece otomobil üreticisi olarak bilsek de, Hyundai aynı zamanda dünyanın en büyük gemi inşaatı şirketi olup bunun yanında halen inşaat, çimento, kimya ve elektronik sanayilerinde de faaliyet gösteriyor.

Benzer şekilde Samsung da kurutulmuş balık ve erişte ticareti yapan bir şirket olarak kurulmuş. Fakat Park Chung-hee yönetimi altında gittikçe büyüyerek sigorta, perakende, inşaat ve en sonunda elektronik iş kollarına da el atmış. Park Chung-hee'nin ricasıyla 1967 yılında Kore Gübre Fabrikasını kuran Samsung, İlk siyah beyaz televizyonunu 1969, ilk cep telefonunu da 1988 yılında üretmeyi başarmış. Bugün dünyanın en büyük yarı iletken üreticilerinden olan Samsung bu teknolojiyi geliştirebilmek için Japon Sharp ve ABD'li Micron şirketlerinden aldığı teknik destekten tam altı ay sonra 64kb DRAM çipi geliştirerek, dünyada bu teknolojiye ulaşan üçüncü ülke olmayı başarmış.

Tabi ki bütün bu gelişmeleri ve chaebolların dünya devi şirketler haline gelmesini tek başına Park Chung-hee’ye mal edemeyiz. Fakat Park Chung-hee’nin kurduğu sistemin ve tüm Güney Kore halkını gelişme ve sanayileşme hedefine doğru motive edebilmesi, kuvvetle muhtemel Güney Kore’nin bugünkü Güney Kore olmasının en önemli nedenlerindendir.

Park Chung-hee otoriter bir diktatördü. Sayısız insan hakları ihlaline sebep olduğu ve kendisine muhalif insanları, Kuzey Kore sempatizanı veya ajanı olarak suçlayıp, hapse attırdığı biliniyor. Park Chung-hee, kendisinin gittikçe kontrol edilemez bir diktatöre dönüştüğünü korkarak izleyen ve çok yakın arkadaşı olan, Kim Jae-gyu isimli istihbarat şefi tarafından düzenlenen bir suikast ile 1979 yılında ölmüş.

Park Chung-hee, 1961 yılında Güney Kore yönetimini ele geçirdiğinde kişi başına 60 dolar olan milli gelir, 1979 yılına kadar 20 kat artarak 1.770 dolar seviyesine ulaşmış. Gene benzer şekilde 1961 yılında sadece 42 milyon dolar ihracat yapabilen Güney Kore, 1977 yılına kadar bu rakamı 238 kat arttırarak 10 milyar dolardan fazla ihracat yapabilmiş.

4) Vietnam Savaşı ve Güney Kore’nin Asker Ticareti

1960’lı yıllarda Park Chung-hee bir yandan Güney Kore’yi sanayileştirmeye çalışırken bir yandan da bu planladığı atılımları gerçekleştirecek kaynak arıyormuş. Kore uzun yıllar Japon işgali altında kalmasına ve bu işgal sırasında büyük acılar çekmesine rağmen, Park Chung-hee, Japonya'ya karşı düşmanca bir politika yerine daha ılımlı bir politika izleyerek hem Japonya’dan bolca kredi bulmuş, hem de ülke genelinde eksikliği çekilen bazı teknik konularda Japon desteği sağlayabilmiş.

Benzer şekilde Vietnam savaşı başladığında, Güney Kore bu savaşta çok önemli bir fırsat görmüş. ABD ile işbirliği yapan Güney Kore, hem coğrafi açıdan yakın olduğu Vietnam’da konuşlu ABD askerlerine gıda, giyecek, içecek gibi temel ihtiyaç malzemeleri satmış, hem de 1964 yılından itibaren Vietnam’a ABD adına savaşması için 320.000 asker göndermiş. O yıllarda Güney Kore’de aylık asgari ücret 1.60 dolar seviyesindeyken, ABD hükümeti Vietnam’da savaşan Güney Koreli askerlere aylık 37.50 dolar maaş ödüyormuş. Güney Koreli gençler bu yüksek maaş için Vietnam’da savaşmaya gönüllü olmuş olsa da, ABD hükümeti tarafından ödenen maaşların önemli bir kısmına Güney Kore hükümeti el koyuyormuş. Güney Koreli askerlere ödenen maaş dışında, ABD hükümeti Güney Kore’ye 5 milyar dolarlık bir yardımda da bulunmuş. ABD ve Japonya'dan akan paraların da desteğiyle, 1964 - 1974 yılları arasında Güney Kore'nin Gayri Safi Milli Hasılası tam beş kart artmış.

5) Gurbetçiler

Sanayileşme hamlesi için nakde muhtaç olan Güney Kore, 1961 yılında Batı Almanya ile hükümetler arası bir antlaşma imzalayarak 1977 yılına kadar Batı Almanya’ya 8.000 madenci ve 10.000 hemşire göndermiş. Batı Almanya ise bunun karşılığında Güney Kore’ye yıllık 150 milyon Alman Markı ekonomik yardımda bulunmayı taahhüt etmiş.

Batı Almanya tarafından yapılan ekonomik yardıma ek olarak, Batı Almanya’da çalışan Koreli madencilere aylık 1.000 Alman Markı maaş ödeniyormuş. Bu miktar kabaca 50.000 Kore Won’una karşılık geliyormuş. O dönem Seul’de çalışan eğitimli bir bankacının sadece 3.000 Kore Won’u kazandığı düşünüldüğünde bu madenciler ve hemşireler tarafından eve gönderilen paralar da ekonomik gelişmeye olumlu katkıda bulunmuş.

Park Chung-hee, benzer şekilde 1970'lerde Güney Koreli işçileri ve inşaat şirketlerini, kazandıkları petro-dolarlarla altyapılarını kurmaya çalışan Orta Doğu ülkelerine yönlendirmiş. Güney Koreli inşaat şirketleri Orta Doğu'da onlarca otoyol, fabrika, liman ve konut projesi tamamlayarak Güney Kore'ye çok ciddi miktarda döviz gönderebilmiş. Bu şirketler arasında şüphesiz ki en başarılı olanı, 1976 yılına kadar 51 milyar dolar kazanan ve aynı yıl Fortune Global 500 listesine de girmeyi başaran Hyundai olmuş.


6) Toplumsal Hareketler

Park Chung-hee yönetimi altında Güney Kore hızla gelişip zenginleşiyormuş. Fakat köylerde hayat halen Güney Koreliler için çok zormuş ve birçoğu temel ihtiyaçları ve altyapıları olmadan yaşıyormuş. Bu sorunun üstesinden gelebilmek için Park Chung-hee, 1970 yılında “Saemaul Undong” denen toplumsal hareketi başlatmış.

Saemaul Undong hareketine göre Güney Kore hükümeti seçilen 33.267 köyün her birine 335 torba çimento ve inşaat demiri gibi temel malzemeleri veriyormuş ve köylüler kendi aralarında, çok ihtiyaç duydukları sulama kanallarını, köprüleri ve yolları imece usulü inşa ediyorlarmış. Saemaul Undong hareketinde başarı elde eden 16.600 köye ekstradan 500 torba çimento daha sağlanmış ve aynı hareket sanayi bölgelerine ve şehirlerin az gelişmiş kısımlarına da yayılmış.


7) Eğitim Ateşi

Güney Kore'de eğitim o kadar önemli ve Güney Koreli aileler çocuklarının iyi eğitim almasına o kadar saplantılı derecede takıntılı ki, bu ruh halinin ayrı bir adı bile var: "Eğitim Ateşi / Education Fever". Koreli ebeveynler, çocuklarının iyi bir eğitim alıp Güney Kore'nin en iyi üç üniversitesinden (Seul Ulusal Üniversitesi, Kore Üniversitesi ve Yonsei Üniversitesi-kısaca SKY üniversiteleri) birine girmesini istiyorlar. Ebeveynlerin %93'ünün çocuklarını üniversiteye göndermek istediği Güney Kore'de, bu üç üniversiteden birine girmek demek, mezun olunduğunda Güney Kore'nin en büyük şirketlerinden birinde (Samsung, Hyundai, LG, SK Holding, vs...) işe başlamak, iyi bir kariyere sahip olmak, sosyo-ekonomik açıdan sınıf atlamak ve hatta çok daha iyi evlilik imkânlarına sahip olmak demek. Dolayısıyla Güney Koreli gençlerin üzerinde başarılı olmaları için inanılmaz bir baskı var. Bunun yanında, toplumda üniversiteye gidememiş insanlara karşı adı konulmamış bir ön yargı da bulunmakta.

İşte bu yüzdendir ki Güney Koreli bir lise öğrencisini sabah 05:00'de evden çıkmış oluyor. Lise öğleden sonra 16:00'da bitse de öğrenciler genelde gece 22:00 veya 23:00'a kadar okulda veya kütüphanede ders çalışmaya devam ediyorlar. Bu saatten sonra da bir çoğu sabah 02:00'ye kadar süren "Hagwon" denilen bizdeki dershane benzeri kurumlara gidip çalışmaya devam ediyorlar.

Güney Kore'de bu durumu özetleyen çok güzel bir söz varmış: "Eğer gecede sadece 3 saat uyursan, SKY üniversitelerinden birisine girebilirsin. Eğer gecede 4 saat uyursan başka bir üniversiteye girebilirsin. Eğer gecede 5 saat veya daha fazla uyursan hiç bir üniversiteye giremezsin".

OECD üyesi ülkelerin 15 yaş grubundaki öğrencilerinin üçer yıllık dönemler hâlinde, kazanmış oldukları bilgi ve becerileri değerlendiren bir test olan PISA'ya göre Güney Kore 70 ülke arasında Matematikte 9. (Türkiye 49.), Fen bilimlerinde 11. (Türkiye 52.), kendi dilinde okuduğunu anlamada ise 7. (Türkiye 50.). PISA sıralamalarında Güney Kore'nin üzerinde olan ve nüfusu 10 milyondan fazla olan sadece iki ülke var (Japonya ve Kanada).

Eğitim ateşi Güney Kore için iki tarafı keskin bir kılıç gibi. Çalışmaktan gözlerinin feri sönen Koreli Gençler, dünyanın en eğitimli iş gücünü oluşturup hiç bir doğal kaynağı olmayan Güney Kore'ye en önemli kaynağı, yani kaliteli insan gücünü sağlıyor. Öte yandan çok uzun çalışma saatleri ve sadece öğretmenden öğrenciye (tek taraflı) bilgi akışı olduğu ve kendilerine ayırdıkları zaman olmadığı için hiç bir hobisi, kişisel merakı, eğlencesi olmayan Koreli gençler, tabiri caizse robota dönüşüyor ve liderlik, yaratıcılık gibi bazı yetileri kısıtlı olarak hayata atılıyorlar.

Maalesef denklemin olumsuz tarafına, Güney Kore'nin dünyanın en yüksek intihar oranı olan ülkelerinden biri olduğu gerçeğini de eklemek zorundayız. Özellikle gençler arasında, kronik depresyon ve intihar vakaları OECD ülkeler ortalamalarına göre ne yazık ki çok yüksek.


8) Araştırma & Geliştirme (Ar-Ge)

Araştırma geliştirme (Ar-Ge) ve inovasyon penceresinden baktığımızda Güney Kore'nin geçtiğimiz 66 yılda üç farklı fazdan geçtiğini görebiliriz. 1960'lar ve 1970'ler boyunca Güney Kore'nin "taklitçi" olduğunu ve genellikle teknoloji transferleriyle rekabetçi kalabildiğini görebiliriz.

1980'lerde korumacı ekonomi yavaş yavaş ortadan kalkarken, Güney Koreliler teknoloji transferleri ve devlet kurumları tarafından yapılan Ar-Ge faaliyetlerinin yeterli olmadığını anlayıp, özel sektörün de Ar-Ge yatırımları için teşvik edilmesi gerektiğine kanaat getirmişler. Bu döneme ise "değişim dönemi" deniliyor.

1990'larda başlayan "inovasyon" döneminde ise dev sanayi şirketleri tarafından yapılan Ar-Ge çalışmalarından ziyade, daha ufak, daha esnek ve hızlı teknoloji şirketlerinin Ar-Ge çalışmaları desteklenmiş.

“66 yıl boyunca çok sıkı çalışsanız, teknolojik anlamda ABD, Japonya ve Avrupa'yı yakalamış olsanız da, teknolojiye ve bilime yatırımı keserseniz, daha ne olduğunu anlamadan önce trenin arka vagonlarına geriler, sonra da trenden düşersiniz.” Benim bu bildiğimi Güney Koreliler de biliyor olsa gerek ki 2018 rakamlarına göre Dünyada Gayri Safi Milli Hasıla'ya oranla en yüksek Ar-Ge'ye harcamasını Güney Kore yapmış.

Güney Kore 2018 yılında GSMH'nin 4.55%'lik tutarını, yani 69 milyar doları, Ar-Ge için harcamış. Bu harcamanın %79,4’ü özel şirketler tarafından yapılırken, %12'si (5.91 Milyar Dolar) Üniversiteler tarafından yapılmış.

Gene 2018 itibariyle Güney Kore'de 383.100 tam zamanlı Ar-Ge çalışanı ile Dünyada en çok Ar-Ge çalışanı olan 6. ülke konumunda.

9) Kapanış ve İstiklal Marşı

Bu yazımız ortalama yazılarımızdan sanki biraz daha uzun oldu gibi. Maddeler arasında gidip gelirken yazının nerede bittiğini anlamak daha kolay olsun diye böyle sulu bir başlık ekleme gereği duydum. Yukarıda sizlere aktarmaya çalıştığımız farklı nedenler, Güney Kore'nin bugün gelişmiş bir teknoloji ülkesi haline gelmiş olmasının nedenleri olabilir. Fakat unutmamalıyız ki listemizde sizlerce eksik olarak görülebilecek başlıklar olabilir zira bütün bu başlıklar bizim şahsi araştırmalarımızın sonucunda, sizlere aktarmaya değer bulduğumuz başlıklardan oluşuyor. Mesela Güney Kore insanlarının yüksek tasarruf (para biriktirme) alışkanlıkları, ülkenin ticaret ve sanayi merkezlerine yakın olan coğrafi açıdan avantajlı konumu, hem soğuk savaş hem de ABD-Çin gerilimlerinde ABD müttefiki olarak yoğun yardımlardan faydalanmış(yor) olması gibi onlarca neden daha sayılabilir.

Ne yazık ki yukarıdaki paragrafta bahsettiğimiz jeopolitik faktörlerin birçoğu ülkemiz için de geçerli olsa da, biz maalesef Güney Kore'nin arkasından bakakalmışız. Güney Kore bugün tabi ki sorunsuz bir ülke değil. Tam tersine Güney Kore, geçmişte ekonomiyi şahlandıran chaebolların artık ülkenin büyümesini yavaşlatan hantal yapılar haline gelmesi, gelir dağılımındaki adaletsizliğin çok artması, gençler arasında gittikçe yükselen işsizlik, vs... problemlerle boğuşmak zorunda.

Fakat ne olursa olsun, 66 yıl önce Afrika ülkeleriyle karşılaştırılabilecek gelir seviyesine sahip bir tarım ülkesinin, bu kadar kısa sürede bu kadar büyük bir atılım yapabilmiş olması takdire şayandır. Tüm bunların temelinde de eğitimin olması çok da şaşırtıcı değil.

Bir sonraki yazımıza kadar sevgiyle kalın.


Yorum yazmak için giriş yapın.
Giriş Yap