Van Allen Kuşağı

22 Nisan 2019

Kaiser Bey daha önce Dünya'mızın koruyucusu Jüpiter ile ilgili olan yazısında, üzerinde yaşanabilecek gezegen arayışında, söz konusu gezegen civarında büyük bir abi gezegenin varlığının da artık bir gereklilik olarak görüldüğünden bahsetmişti. İşte bunun gibi bizi koruyan ve kollayan bir manyetik alanın da mavi gezegenimizi sarıp sarmalıyor olması bu etkenlerden biri. Van Allen Kuşağı'nın adı günümüzde komplo teorisyenleri tarafından sıkça kullanılıyor. Diyorlar ki bu manyetik alan içerisindeki radyasyon o kadar şiddetli ki, bunun içerisinden geçerek, değil aya gitmek, hayatta kalmak bile mümkün değil. Bu yazımızı okuduğunuzda bu iddianın doğruluğuna kendiniz karar verebiliyor olacaksınız.



Van Allen Kuşağı, ismini, kaşifi olan bilim adamı James Van Allen'dan alıyor. 31 Aralık 1958 yılında fırlatılan Explorer 1 ve ondan 2 ay sonra fırlatılan Explorer 3'den önce gezegenimizin etrafını saran böylesi bir kuşağın olduğu bilinmiyordu. Bu fırlatılan keşif uyduları içerisinde termometre, ultrasonik mikrofon, radyasyon dedektörleri gibi farklı sensörler bulunuyordu. Bu uyduların yörüngeye gönderilmelerinin amacı, orada nelerle karşılaşılacağını görmekti. Bu uydular görevlerini tamamlayıp, verileri ulaştırdıktan sonra, Iowa Üniversitesi akademisyenlerinden Van Allen ve ekibi bu insan sağlığını tehdit edebilecek kuşağı tespit etmeyi başardılar.

Van Allen Kuşağı farklı katmanlardan oluşuyor. İlk katman yeryüzünden 600 km kadar yukarıda başlıyor ve içerisinde yüksek enerjili proton parçacıkları bulunuyor. Bu enerjili parçacıkların 10-100 MeV (*) kadar enerjiye sahip olduğu biliniyor. Bu sebeple Uluslararası Uzay İstasyonu yeryüzünden 400 km kadar yukarıda seyretmektedir.

Bu ilk keşiften sonra, Pioneer 3 ve Explorer 4 araçları da fırlatılarak, bu kuşağın nereye kadar uzandığını tespit edilmeye çalışıldı. Bu çalışmaların neticesi olarak İç Kuşağın (ki ilk başta bunun iç kuşak olduğu bilinmiyordu) 6000 km'ye kadar uzandığı anlaşıldı. Fakat bu aşamada bir keşif daha yapıldı. İkinci bir kuşak daha vardı ve bu da 10000 km'den başlıyor ve 65000 km'ye kadar uzanıyordu. Bu ikinci kuşak içerisinde de daha az enerjili (10 KeV-10 MeV) elektronlar ve iyonların olduğu tespit edildi. Daha sonra yapılan bir diğer keşif de iç kuşağın oldukça kararlı, sabit bir çapı olmasının yanında, ikinci kuşağın çapının ve yoğunluğunun Güneş fırtınaları ile sürekli fakat rastgele bir şekilde değiştiği idi. Hatta bazı zamanlar üçüncü bir kuşak daha oluşuyor fakat bir süre sonra kaybolabiliyordu.


Peki aya gidilip gelinirken bu yüksek enerjili parçacıkların arasından geçildiyse nasıl oldu da astronotlar hayatta kalabildi?

Bu kuşakların içerisindeki parçacıkların yüksek enerjili protonlar ve elektronlar olduğunu söylemiştik. Daha yüksek enerjiye sahip proton parçacıkları, büyük boyutlu olduklarından, uzay aracının alüminyum gövdesi ya da epoksi yalıtım malzemeleri ile durdurulabilir; astronotların bulunduğu iç kısımlara kadar yoğunluklarını yitirirler . Beta parçacıkları olarak da bilinen enerjili elektronlar ise fırsat buldukları takdirde deri altına nüfuz edebilirler ancak çok küçük olduklarından fazla hasar bırakmazlar. Ayrıca uzay aracının içi ile dışı arasında yalıtkan görevi gören polietilen ya da diğer yüksek oranda Hidrojen içeren yalıtkan malzemeler, bu beta parçacıklarını yakalarlar. Problem yaratabilecek tek unsur Bremsstrahlung Etkisi neticesinde salınan X-Işını olabilir: buna göre, büyük atomların içlerinden geçen Beta parçacıklarının girdiklerinde sahip oldukları enerji ile çıktıklarında sahip oldukları enerji arasında bir fark vardır ve bu fark da X-Işını dalgaboyunda foton olarak atılır.


Ancak bu yoğunlukta radyasyonun insan sağlığına zararlı olabilmesi için kişinin uzun süre maruz kalması gerekir. Apollo görevlerinde, aya gidilmesi sırasında astronotlar bu radyasyona toplam 6 saat kadar maruz kaldılar (3.5 saat gidişte, 2.5 saat dönüşte).



Kaldı ki, Apollo görevlerinde, gidiş ve dönüşlerde kuşağın en ince kısımları güzergah olarak kullanıldığından tayfanın maruz kaldığı radyasyonun yoğunluğu da nispeten azdı. Bütün bu önlemler yanında, tüm astronotlar üzerinde dozimetre vardı ve şahsi maruziyetleri yakinen takip edildi. Ölçümlere göre Apollo görevlerinde astronotların maruz kaldıkları radyasyon miktarı 1.14 rem(**) kadar olmuştu. Fakat örneğin nükleer santralde çalışan bir kişi için izin verilen yıllık rem değeri 5.

Muhtemelen bu kuşakların tam ortasından geçerek 65000 km yol kat edilmiş olsaydı ortada astronot kozmonot kalmazdı. Bu kuşağın en ince olduğu kısımlardan gidildiğinde, yol biraz uzasa da maruz kalınan radyasyon yoğunluğu az olduğundan maruziyet katlanılabilir seviyelerde kaldı.

Amerika adlı varlığın tüm Dünya'yı aldatmak dahil bir çok şeye muktedir olduğuna inanılıyor. Aya hiç gidilmediğine yönelik komplo teorileri de bu bağlamda hiç gözden düşmediler. Bunların arasında, Van Allen Kuşağı'nın geçilemeyeceği üzerine kurulu teorinin elle tutulur pek çok yanı var; oldukça kaliteli ve dolu bir iddia. Sizleri bilerek ve isteyerek aldatmaya yönelik manipülatif yazı yazmamışsam eğer, aya gitmek olası gözüküyor. Ne dersiniz?

(*) MeV: Milyon Elektron Volt. Bir elektronun 1 Milyon Volt'luk potansiyel farktan geçmesi ile kazandığı enerjiyi ifade ediyor.
(**) rem : Roentgen Equivalent Man. 1 rad şiddetindeki X-ışınının oluşturacağı biyolojik hasarı oluşturabilecek radyasyon miktarı olarak tanımlanıyor.

Yorum yazmak için giriş yapın.
Giriş Yap