İnsanlığın Hizmetinde Yeni Bir Silah : Virüsler

30 Temmuz 2019

Bakteriler kimi zaman bizi hasta eden, kimi zaman sağlığımızı borçlu olduğumuz tek hücreli mikroskobik organizmalardır. Örneğin sindirim sistemimize yardımcı olması için televizyonlarda sık sık reklamını gördüğümüz ilaç gibi bakterileri yutabiliyoruz. Sütümüzü yoğurda, kefire çevirmekte bakterilerden de yardım alıyoruz. Mutfağımızın vazgeçilmezi (en azından benim) ekmeğimizin yapımında bakterilerin de emeği var.



Şekilleri itibariyle 5 farklı bakteri türü var: Küresel (coccus), çubuk (bacilli), spiral (spirilla), virgül (vibrios) ve tirbuşon (spirochaetes). Bakterilerin içerisinde çekirdek bulunmamaktadır (prokaryot) fakat serbest dolaşan ve bakteri hakkında bilgileri barındıran DNA mevcuttur. Bakterilerin içerisinde, içerdiği RNA sayesinde aminoasitlerden gerekli proteinleri sentezleyen ribozom da bulunmaktadır. Bakteriler bu sayede içeriklerini kopyalayarak ve bölünerek çoğalırlar. Bölünme neticesinde ortaya çıkan iki bakteri de ana bakterinin birebir kopyasıdır. Bu sebeple ana bakterinin bir adaptasyon için genlerine işlediği ek DNA kodu, gelecek nesillere aynen aktarılabilir. Bu, bakterilerin nesilden nesile farklı bağışıklıklar kazanmasına sebep olur. Bakterilerin bu özelliği ve bizlerin gereksiz antibiyotik kullanımı birleşerek, antibiyotiğe dirençli bakteri türlerinin ortaya çıkmasına neden oldu.



Virüsler ise, tüm canlı hücreleri etkileyebilen, bir protein kılıf içerisinde nükleik asitten ibaret çok küçük parçacıklardır.



Virüslerin bakterileri etkileyenlerine bakteriyofaj adı verilir; bakteriyofajın kelime anlamı “bakteri yiyen”dir.

 

 

Bakteriyofaj bir bakteriye tutunduktan sonra kendi genetik materyalini bakterinin içerisine boşaltır ve bakterinin kendisini kopyalamaya yarayan yapısını ele geçirir. Bu sayede virüs, bakterinin içerisindeki hammaddenin tamamını kendini kopyalamak için kullanır. En nihayetinde lizis adı verilen bir süreç sonunda bakteri yok olur ve kopya virüsler serbest halde ortama salınırlar.

 


 

Bakteriler ile mücadelenin antibiyotik direnci sebebi ile zorlaştığı bu günlerde bazı bilim insanları, bakteriyofajların bizim adımıza bakterilerle savaşabileceğini değerlendiriyorlar:

Bakterilerin birbirleri ile bir takım moleküllerin salgılanması ile iletişim kurdukları biliniyor. Bakteriler bu sayede prokaryot gibi değil ökaryot (çekirdekli) gibi; ya da çok hücreli canlılar gibi davranabiliyorlar. İçerisinde bulundukları organizmanın durumuna göre strateji geliştirebiliyorlar.

Bilim insanlarının keşfi, bakterilerin bu birbirleri ile kurdukları iletişimin, tıpkı Enigma’nın deşifre olması gibi bazı virüsler tarafından da dinlenebiliyor olması. VP882 adlı virüs, bakteriler arasındaki bu molekül transferi ile gerçekleşen iletişimi çözmüş olması sayesinde, bakterilerden ne zaman çıkacağına karar verebiliyor. Eğer lizis sonrasında etrafta yeteri kadar bakteri olmazsa kendini yeterince hızlı kopyalayamayacak ve sonunda yok olacak olması sebebiyle, virüs öncelikle çıkmak için uygun ortamın oluşmasını bekliyor.



Princeton’dan Bonnie Bassler ve Justin Silpe’nin geliştirdiği teknik, virüsün kendi kararını kendi vermesini beklemektense çıkmasını başka bir moleküle bağlamayı içeriyor. Yani virüs bu molekülü algıladığında etrafta tutunacağı birçok bakteri olduğunu düşünerek bakteriyi parçalayarak çıkıyor. Silpe bu şekilde bu virüse kolera, salmonella ve E.coli bakterilerini öldürtmeyi başarabilmiş. İşlem sonunda tabi ki kandırılan VP882 de yok oluyor. Bassler kendisi ile yapılan söyleşide gülerek “The bugs are getting bugged” demiş, bunun Türkçesi olsa olsa “İti ite kırdırdık” olur.

Bu işlem tam olarak kiralık katil tutmaya benziyor. Yakın zamanda bu tekniğin ilerletilmesi ile bakteriyel hastalıkların sonu gelebilir.

Umarım VP882, kandırıldığını anlayıp bize tavır almaz.


Yorum yazmak için giriş yapın.
Giriş Yap