PEPSİ: DÜNYANIN EN BÜYÜK 6. DONANMASINA SAHİP OLMUŞ ŞİRKET

Hayır, sevgili okuyucularımız bugünkü yazımızın başlığını yanlışlıkla yazmadık. Ve evet “donanma” derken, askeri savaş gemilerini kastediyoruz.

Peki, nasıl oldu da gazlı içecek üreticisi Pepsi, Dünyanın en büyük 6. savaş gemisi filosuna sahip bir güç haline gelebildi? Başka ülkelere veya hatta şirketlere “demokrasi” götürdü mü? Hemen hikayemizi anlatmaya başlayalım…

Takvimler 1959 yılını gösteriyor… ABD ile SSCB arasında süre gelen soğuk savaş, tansiyonu dünya genelinde yükseltmiş. ABD ve SSCB yetkilileri, iki devlet arasındaki diyaloğun arttırılabilmesi ve tarafların diğerini “öcü” olarak görmesini engellemek için birbirlerinin kültürünü daha iyi tanımaya karar vermişler.

Öncelikle New York’ta bir fuar düzenlenerek Rus kültürüne ait tanıtım ve gösteriler yapılmış. Aynı fuarın bir benzeri daha sonra Moskova’da düzenlenmiş ve burada model bir Amerikan evi kurularak, tipik bir Amerikan ailesinin hayatı gösterilmeye çalışılmış.

Moskova’daki fuarda kurulan model Amerikan evini beraber gezen SSCB Başkanı Nikita Krushchev ve o zamanki ABD Başkan yardımcısı Richard Nixon, kısa bir süre sonra model evin mutfağında, yıllar sonra çekilecek “Çocuklar Duymasın” dizisini müjdelercesine, kapitalizmin mi yoksa sosyalizmin mi insanlık için daha iyi olduğuna dair ateşli bir tartışmaya tutuşmuşlar.

Krushchev bu noktada Amerikan kapitalizminin ürünü olan agresif pazarlama taktiklerinden birine kurban gitmek üzereymiş ama bundan henüz haberi yokmuş. Çünkü bir gün önceden Nixon ve Nixon’ın çok yakın arkadaşı ve Pepsi yöneticisi Donald Kendall, Krushchev’e Pepsi içirmek için güzel bir tuzak kurmuşlar.

Donald Kendall, fuardan önceki gece arkadaşı Nixon’ı ABD Büyükelçiliği’nde ziyaret etmiş. Pepsi’de pazarlamadan sorumlu üst düzey yönetici olan Kendall, Pepsi’yi dış pazarlara, ama özellikle de SSCB pazarına sokmayı çok ama çok istiyormuş. Bu yüzden Moskova fuarında Pepsi için bir stant ayarlamış ve bu stantta hem ABD içme suyuyla hem de Rus içme suyuyla hazırlanmış Pepsi şişelerini hazır ettirmiş. Kendall arkadaşı Nixon’dan Krushchev’i ne yapıp edip Pepsi standına getirmesini istemiş.

Bu yüzden o sıcak Temmuz günü Nixon, bilerek ve isteyerek, Krushchev ile olan tartışmasını gittikçe ateşlendirerek kendisini yavaş yavaş Pepsi standına doğru yönlendirmiş. Stantta duran Donald Kendall, başkan Krushchev’in karşısına çıkarak ona hem Amerikan hem de Rus içme suyuyla yapılmış soğuk Pepsi bardaklarını uzatmış.

Krushchev, temmuz sıcağının, yorgunluğun ve inatçı Nixon’ın yarattığı stresin etkisiyle olsa gerek, iki bardak Pepsi’yi de içmiş ve hiç umulmadık bir şekilde (!), Rus içme suyuyla yapılan Pepsi’nin daha güzel olduğunu belirtmiş.



Komünist Krushchev’in kapitalist ürünü Pepsi’yi içerken fotoğrafları tüm dünyada basılmış ve harika bir pazarlama hamlesi olmuş.

Yıllar geçiyor ve takvimler 1972’yi gösteriyor… Nixon ABD Başkanı olmuş, Donald Kendall Pepsi CEO’su olmuş ve 1971’de ölen Krushchev’in yerine Leonid Brezhnev SSCB Başkanı olmuş. SSCB ile ticari ilişkileri güçlendirmek isteyen Nixon’ın yolu gene SSCB pazarına girmeyi takıntı haline getirmiş kankası Donald Kendall ile kesişmiş.

İkili, yeni SSCB Başkanı Leonid Brezhnev ile anlaşarak Pepsi’ye SSCB pazarına girme hakkı kazanmışlar. Pepsi, ham şurupları ABD’den SSCB’ye gönderecek; şuruplar SSCB’de bulunan 20 şişeleme tesisinde son haline getirildikten sonra Sovyet halkına satılacakmış. Bu basit planın tek kusuru, ödemenin nasıl yapılacağı konusunda yaşanan anlaşmazlıkmış. Pepsi Amerikan doları cinsinden ödeme talep ederken, elinde Amerikan doları bulundurmayan Sovyetler, ödemeyi Rus rublesi ile yapmayı teklif etmiş. Rublenin SSCB dışında değersiz ve pek de kullanılamaz olmasından dolayı taraflar en sonunda “Votka” ile ödeme konusunda anlaşmış. Ruslar, Pepsi’ye ödeme olarak eş değerde Stolnichnaya Votkası vermeyi kabul etmişler.

Başlangıçta yapılan bu anlaşmadan herkes memnunmuş. Pepsi, SSCB’de üretilen ve satılan ilk kapitalist tüketim ürünü olmayı başarırken, Pepsi’nin Amerikan pazarında satmaya başladığı Stolnichnaya Votka, ABD’de en çok tüketilen ikinci votka markası olmuş.

Fakat gel zaman git zaman Pepsi, SSCB’de daha da büyümeyi arzulamaya başlamış. Hem 26 adet daha şişeleme tesisi kurmak, hem de kendi markası olan Pizza Hut’ı da SSCB’ye sokmak istemiş. Öte yandan Pepsi’ye ödeme olarak verilen votkalar da Pepsi’nin masraflarını karşılayamaz hale gelmiş.

Taraflar tekrar masaya oturmuşlar ve Pepsi, Sovyetlerden ödeme olarak uluslararası piyasada paraya çevrilecek başka bir ürün talep etmiş.

Sovyetlerin teklifi gerçekten eşsiz olmuş. Ekonomik sıkıntılarla boğuşan Sovyetlerde, Batı’nın isteyebileceği bir tüketim ürünü yokmuş. Fakat ellerinde çok sayıda, hem de gerçekten çok sayıda askeri ekipman varmış. Dolayısıyla taraflar Pepsi’ye ödeme olarak 17 adet denizaltı, 1 adet kruvazör, 1 adet destroyer, 1 adet fırkateyn ve birkaç tane de petrol tankeri verilmesi konusunda anlaşmışlar. Pepsi tek bir imzayla Dünya üzerindeki en güçlü 6. donanmaya sahip güç haline gelmiş. Donald Kendall’ın konuyla ilgili, ABD hükümetine şakayla karışık taş atarak “Biz SSCB’yi sizden daha hızlı silahsızlandırıyoruz” demişliği bile varmış.


Elindeki askeri gücünü stratejik kullanmak isteyen Pepsi, hemen ertesi hafta Coca-Cola’nın Atlanta merkezine bir füze saldırısı düzenleyerek… diye devam etmek isterdim ama tabi ki böyle olmamış. Pepsi’nin elinde bulunan petrol tankerleri Norveç’e, savaş gemileri ise parçalanıp satılmak üzere İsveç’e satılmış.

Pepsi’nin SSCB üzerindeki hükümranlığı 1991 yılında, SSCB dağılınca sona ermiş. Pepsi’nin SSCB pazarında oluşturduğu tekel, kısa süre sonra yıkılmış ve sonradan pazara giren Coca-Cola, Pepsi’yi sollayarak Rusya ve diğer eski Sovyet Cumhuriyetleri’nde pazar lideri olmuş.Herşey de bir hayır vardır, eğer SSCB dağılmamış olsa, Pepsi ile yapılması muhtemel bir sonraki anlaşmanın balistik füzelerle hatta nükleer başlıklarla yapılmayacağının hiçbir garantisi yoktu. Böyle bir anlaşma gerçekleşse, kim bilir, belki Pepsi üçüncü dünya ülkelerini daha çok Pepsi içmeleri için tehdit bile edebilirdi :) 

İnsanlık olarak ucuz yırtmışız diyorum ve bir sonraki yazımıza kadar sevgiyle kalmanızı diliyorum.


Yorum yazmak için giriş yapın.
Giriş Yap