Kendi İsteğiyle Nükleer Silahlarından Vazgeçen Ülke: Güney Afrika

02 Aralık 2020

Ülkeler de, tıpkı insanlar gibi, farklı dertlerden müzdariptir sevgili okuyucularımız. Kimileri onlarca yıl çalışıp, didinip nükleer silah geliştirmek isterken, kimileri de kendi geliştirdikleri nükleer silahları, gene kendi kararlarıyla ortadan kaldırır.


Bugünkü yazımızda, Güney Afrika'nın neden ve nasıl nükleer silah geliştirdiğini ve daha da önemlisi, neden kendi isteğiyle bu kritik teknolojiden vazgeçtiğini öğreneceğiz. Hazırsanız başlayalım...

Akıllardaki ilk soru: Güney Afrika nasıl nükleer teknolojiye sahip oldu?


Güney Afrika Cumhuriyeti veya bu yazıda kullanıcağımız adıyla Güney Afrika, Afrika kıtasının ikinci en büyük ekonomisine ve aynı zamanda en gelişmiş sanayisine sahip ülkesi. Uzun yıllar Hollanda ve İngiltere tarafından sömürülen ve nüfusunun çoğunluğu siyahilerden oluşan Güney Afrika'da, Nelson Mandela dönemine kadar yönetim, azınlıkta olan  beyaz halkta kalmış.


Elmas ve altın madenleri açısından dünyanın sayılı ülkelerinden olan Güney Afrika, "Rabbim verdikçe veriyor" deyişini kanıtlarcasına, zengin uranyum kaynaklarına da sahip. İşte bu zengin uranyum yataklarını "barışçıl" amaçlarla enerjiye dönüştürmek isteyen Güney Afrika, 1957 yılında ABD ile bir antlaşma imzalayarak yola koyulmuş.


1965 senesine gelindiğinde, ABD'li şirketler Güney Afrika'nın 20MW gücündeki ilk nükleer araştırma reaktörünü başarıyla inşa etmişler.


Barışçıl nükleer teknoloji nasıl oldu da nükleer silahlara evrildi?


Güney Afrika'nın gerçekten de 1970'lere kadar nükleer silah geliştirme planları yokmuş. Fakat o yıllar tam olarak Sovyetler Birliği'nin Afrikaya "Komünizm" götürmeye çalıştığı yıllardı. Genç okuyucularımıza daha açıklayıcı olabilmek adına, bu kavramı ABD'nin ortadoğuya "Demokrasi" götürmesi gibi düşünün, tek farkı Demokrasi yerine Komünizm götürülüyor ve sizden yeşil parka giymeniz isteniyor.


Sovyet tehditinin bir başka boyutu olarak ise, Güney Afrika'nın sınır komşusu olan Angola'da şiddetli bir iç savaş yaşanıyor ve Güney Afrika'nın da dolaylı olarak taraf olduğu bu savaşta, Sovyetler'in Angola'ya binlerce Kübalı milis göndermesi, Güney Afrika'yı oldukça tedirgin ediyordu.


İşin daha ilginç olan yönü ise, Güney Afrika'nın o yıllarda yönetildiği "Apartheid" yani "Ayrımcılık" sistemi. Yazımızın başında belirttiğimiz gibi Güney Afrika o yıllarda çoğunlukla siyahi nüfusa sahip olsa da, azınlıkta bulunan beyaz halk tarafından yönetiliyordu. Apartheid sistemi nedeniyle Güney Afrika'da bulunan beyazlar ve siyahiler farklı alanlarda yaşıyor, farklı kamu tesisleri kullanıyor, farklı okullarda okuyor, kısacası bambaşka hayatlar yaşıyorlarmış. Tabi bu seviyede ırkçılık ve ayrımcılık esasına dayalı bir sistem, Demokratik ülkeler arasında Güney Afrika'nın, haklı olarak, hor görülmesine ve uluslararası toplumda gittikçe daha izole olmasına sebep olmuş.


Irkçı ama oldukça zeki olan Güney Afrikalı devlet adamları, kapılarının dibine kadar gelen komünizm tehditini ve dünya genelinde diplerde gezen yalnızlıklarını aynı potada eriterek şöyle bir sonuca varmışlar:


"...Zaten Güney Afrika Dünya ülkeleri gözünde izole olmuş bir ülke. Sovyetler bizi işgal etmeye kalkarsa kimseciklerin umrunda bile olmayız. Oysa nükleer silah geliştirir ve beklenmedik bir anda nükleer silaha sahip olduğumuzu söylersek, Sovyetler bizi işgal etmeye kalkarsa ABD ve diğer batı ülkeleri, nükleer silahlarımızı Sovyetlere karşı kullanmayalım diye, bize yardım etmek zorunda kalabilir..."


Böylece nükleer silah geliştirmeye karar veren Güney Afrika, kimi kaynaklara göre kendi kendine, kimi kaynaklara göre Fransız ve / veya İsrail yardımıyla, altı adet nükleer savaş başlığı üretmeyi başarmış.

Peki Güney Afrika neden kendi isteğiyle nükleer silahlarından vazgeçti?


Bunun birkaç nedeni var. Takvimler 1988 yılını gösteriyordu ve artık Sovyetler Birliği çöküşe geçtiği için doğrudan bir Sovyet işgali ihtimali ortadan kalkmıştı. Daha da önemlisi, Sovyetler'in yıllar boyunca desteklediği ve Güney Afrika'nın başının belası olan Angola ile aynı yıl içinde bir antlaşma imzalanarak hem Güney Afrika'nın Angola iç savaşına müdahil olması sonlandırıldı, hem de iki ülke arasında kalan topraklarda Namibya diye bağımsız bir ülke kuruldu. Bu gelişmeler neticesinde Güney Afrika'nın caydırıcı olarak nükleer silah bulundurmasına gerek kalmadı.


İkinci bir neden olarak ise, 1948'den beri süre gelen "Apertheid / Ayrımcılık" sistemi ve üstüne kimse beklemezken arka ceplerinden çıkardıkları nükleer silahlarla Dünya'nın en izole toplumlarından biri haline gelen Güney Afrika'yı, tabiri caizse Dünya'ya tekrardan şirin gösterme arzusu.


Fakat Güney Afrika'nın nükleer silahlarından vazgeçmesinin belki de en önemli nedeni, artık ufukta gözüktüğü üzere "Apartheid / Ayrımcılık" sisteminin yakında bitmesinin beklenmesi ve yakın bir gelecekte siyahilerin ülkenin yönetimini ele alacak olmalarıydı. Güney Afrikalı beyazlar, siyahi politikacılara güvenmedikleri ve onların elinde nükleer silahları görmek istemedikleri için, tüm nükleer silahlarının sökülüp etkisiz hale getirilmesine karar verdiler.


Böylece Güney Afrika 1989 yılında resmi olarak nükleer silah programını sonlandırdı ve hem İran'ın, hem Kuzey Kore'nin gözlerinin içine baka baka tüm nükleer silahlarını söküp etkisiz hale getirdi.


Varlığı bir dert, yokluğu yara olan nükleer silahlarla ilgili bu yazımızı beğendiğinizi umuyor, bir sonraki yazımıza kadar sevgiyle kalmanızı temenni ediyorum.


Yorum yazmak için giriş yapın.
Giriş Yap