Bir Antarktika Macerası

19 Nisan 2019

1914 yılının Ağustos ayında, Sir Ernest Shackleton 27 tayfası ve 69 kızak köpeği ile Endurance adlı ahşap gemi ile Antarktika'yı baştan başa kateden ilk insan olmak için yola çıkmıştı.

Etrafta tonlarca ağırlıkta devasa buz kütlelerinin olduğu bir okyanusta ahşap bir gemi ile yol almak oldukça güç olduğundan, yolculuğun her anını dikkatle planlayarak ilerliyorlardı. Bir kaç gün sonra sıcaklığın oldukça düşmesi ile birlikte Endurance'ın etrafındaki deniz dondu. Gemi ne ilerleyebiliyor, ne de geri dönebiliyordu. Motorları tam güçle çalıştırmış olmalarına rağmen buzdan kurtulmayı başaramamışlardı.

Oldukları yerde hayatta kalmaya çalışarak, buzların çözülmesini beklemekten başka çareleri kalmamıştı. Shackleton, gemide halihazırda bulunan marangozdan sıcak kalacak odalar yapmasını istedi, köpekler için buz kalıplarından kulübeler yapıldı.

Gemide geçirilen 7 ay, köpekler ile oynayarak ve onlar ile yarışlar düzenleyerek, iskambil oynayarak, şiir okuyarak ve çokça ve bolca sıkılarak geçmiş, açlıklarını gidermek için ise güzelim foklara kıymışlardı. Derken bir gün, kuvvetli bir fırtına Endurance'ı yan yatırdı ve ilerleyen bir kaç gün içerisinde de gemi su almaya başladı. Artık gemiyi terk etmekten başka çareleri kalmamıştı.

Gemiden kurtardıkları tüm erzaklar ile buzun üzerine kamp kurmuşlardı. Geceyi geçirdikten sonra ertesi gün yeniden yola koyulmaya hazırlandılar. Shackleton buzu aşarak denize ulaşabileceklerini düşünüyordu. Daha sonra ise sandallar ile Paulet Adası'na gideceklerdi. Kızak köpeklerinin çektikleri erzaklar ile tayfanın canhıraş ite-çeke sürükledikleri sandallar ile gün sonunda 3km yol bile kat edemediklerinde bu işin bu şekilde sürdürülebilir olmadığını anladılar.

Daha sonra Shackleton bir başka fikirle çıkageldi. Okyanus üzerinde sürüklenen dev bir buz kütlesinin üzerinde kamp kuracak ve okyanus akıntılarının ve rüzgarın yardımıyla Paulet Adası'na ulaşabileceklerdi. 5 ay bu buz kütlesinin üzerinde geçirmiş olmalarına rağmen Paulet Adası'na hiç yaklaşamamış ve hatta uzaklaşmışlardı. Yiyecekleri tükenmek üzereydi. Köpekler için ayırdıkları yemeklerden de eser kalmamıştı. En-nihayetinde köpekler öleceklerdi ve acı çekmemeleri için çok sevdikleri bu köpekleri vurmak zorunda kaldılar. Bu tüm tayfayı derinden yaralamıştı.

Buz kütlesi hedeflerinden uzaklaşıyor ve ılık sulara doğru ilerliyordu. Bu bir felaket demekti zira buz erimeye başlamıştı. Buz tamamen parçalanmadan cankurtaran sandalları ile okyanusta yeniden, yiyecek olmadan yol almaya başlamaları gerekiyordu. Akıntılarla sürüklenen ekibin tek kurtuluşunun Elephant Adası'na ulaşabilmek olduğunu düşünen Shackleton, doğru tarafa doğru sürekli kürek çekmeleri gerektiğini hesaplamıştı. Elephant Adası'nı kaçıracak olurlarsa uçsuz bucaksız okyanusa sürükleneceklerdi. Geceleri buz kütlelerine demirliyorlar, ve üzerine çadır kurup uyuyorlardı. 7 gün boyunca kürek çeken tayfa sonunda Elephant Adası'nı ufukta görmüşlerdi. Bir kaç defa kayalıklara çarpma tehlikesi atlatmış olsalar da sonunda karaya çıkmayı başardılar. Aylar sonra ilk defa buzda uyumak zorunda kalmayacaklar, siyah kuru karada uyuyacaklardı.


Ancak yine de çok sevinememişlerdi. Elephant Adası, tepeleri buzlarla kaplı ve üzerinde yalnızca deniz fillerinin yaşadığı, hiçbir geminin uğramadığı bir adaydı. Burada olduklarını kimse bilmediğinden, bir yardım, eğer onlar kendileri bulmazsa, gelmeyecekti. Bu sebeple Shackleton, seçtiği 5 adamı ile birlikte, 695 mil uzakta bulunan ve üzerinde balina avcılığı yapılan bir istasyon bulunan Güney Georgia Adası'na giderek yardım getirmeye karar verdi.


James Caird adını verdikleri, 3 sandaldan en büyüğü ile yola koyuldular. Yol boyunca dalgalarla su dolan sandalı sürekli boşaltmaya çalışmalarına rağmen, dipte bir buz tabakası oluşmuş ve bu da sandalı ağırlaştırmıştı. Bu durum sandalı biraz daha batırıyor ve daha fazla su dolmasına sebep oluyordu. Diğer yandan sandalı bir o yana bir bu yana savurup duran dalgalara karşın denize düşmemek için sıkı sıkı tutunmaya çalışmaktan bitkin düşmüşlerdi. Dalgalar o kadar büyüktü ki, bir kaç kez botun alabora olmasına ramak kalmıştı. Bu uzun yolculuk sonrasında, James Caird'in kaptanı Frank Worsley'in inanılmaz navigasyon yeteneği sayesinde Güney Georgia Adası'na varmışlardı.


Varmışlardı varmasına ama, yardım isteyecekleri istasyon adanın diğer tarafındaydı ve aralarında dağlar vardı. 3 kişinin bir yolculuğu daha kaldıracak takati kalmadığından, Shackleton, Worsley ve Crean yola koyuldular. Dağlar ve rampalar ile geçen günün sonunda istasyona ulaşabilmişlerdi. Tam 18 ay sonra yeniden medeniyete ulaşmış olduklarından, onları uzaktan ilk gören 2 çocuk, saçları ve sakalları birbirine karışmış, yırtık elbiseleri olan bu adamlardan korkarak kaçmıştı. Hiç vakit kaybetmeden istasyon amiri ile görüşerek geride bıraktıkları arkadaşlarını kurtarmaları gerekiyordu. İlk olarak adanın diğer tarafında bıraktıkları 3 arkadaşlarının bir balina avlama gemisi ile kurtarılmasını sağladılar. Daha sonra Elephant Adası'nda bıraktıkları arkadaşlarını kurtarmak için ödünç bir gemi ile yola çıktılar. Aradan tam 4 ay geçmişti ve Shackleton onlar için endişe ediyordu. Adaya vardıklarında arkadaşları onları büyük bir sevinçle karşıladılar ancak Shackleton bembeyaz bir suratla ilk olarak adamlarını saymaya koyuldu ve herkesin tam olduğunu anlayana kadar da bir nebze olsun rahatlayamadı.


Bu eşsiz macera ve kurtuluş öyküsünün en büyük kahramanı kuşkusuz James Caird idi. James Caird bugün Londra'da Dulwich Koleji'nde gururla yeni kaşiflere ilham veriyor.


Yorum yazmak için giriş yapın.
Giriş Yap