Dünyamızın Koruyucusu ve Kollayıcısı: Jüpiter

22 Nisan 2019
İlkokul yıllarımda en sevmediğim çocuklar, abisi olan çocuklardı. Abiler, yaşça veya boyutça ne kadar büyükse, o çocuklara olan sevgim de o kadar azdı. Oynarken bir çocukla topu mu paylaşamadık? Abisi gelir topu alırdı. Kazayla bir kızın saçını mı çektim? Abisi gelir hemen özür diletirdi. Kısacası sevgili okuyucularımız, ilkokul yıllarım, abisi olan çocukların yarattığı haksız rekabet ortamında geçip gitti. Belki benim abim olmadı ama size sevinerek müjdelemek istiyorum ki, çoğumuz farkında olmasak da, Dünyamızın onu sürekli koruyup kollayan bir abisi var.

Abimiz, yani Jüpiter, güneş sistemimizin en büyük gezegeni. O kadar büyük ki, güneş sisteminin diğer tüm gezegenleri Jüpiter’in içine toplu halde sığabiliyor. “Bizim gözümüzde tam olarak canlanmadı, Dünya ile karşılaştırmanız mümkün mü Kaiser Bey” diyen okuyucularımız için, Jüpiter’in içine tam 1300 adet Dünya sığabilir ve kütlesi, Dünya’nın kütlesinin 1000 katıdır diyerek gerekli canlandırmayı sağlamış olduğumu düşünüyorum.

Jüpiter, kütlesinin kabaca %75’i hidrojen, kalanı ise büyük ölçüde helyum olan bir gaz devi. Dünya veya Mars gibi kayalık bir yüzeyinin olup olmadığı kesin bilinmese de, bir ihtimal merkezine yakın, ağır elementlerden oluşan bir yüzeye sahip olabileceği düşünülüyor.

Jüpiter’in bize nasıl abilik yaptığına gelecek olursak, 1994 yılında, Shoemaker-Levy 9 isimli bir kuyruklu yıldız (daha doğrusu kuyruklu yıldızın parçaları) bütün dünyanın gözleri önünde Jüpiter’e çarptı. Çarpma sonucu Jüpiter’in yüzeyinde uzun süre dünyadan basit teleskoplarla bile görülebilecek izler kaldı. Çarpışmadan dolayı oluşmuş ve aşağıdaki resimde de görülebilecek koyu lekelerin boyutlarının Dünya’dan daha büyük olduğunu söylemek istiyorum. Eğer bu boyutta bir kuyruklu yıldız Dünya’ya çarpmış olsaydı, muhtemelen bildiğimiz anlamda hayat sona erebilirdi.


2009 yılında ise, kimsenin son ana kadar farkına bile varmadığı başka bir kuyruklu yıldız, Jüpiter’e çarparak Pasifik Okyanusu ebatlarında bir çarpışma izi oluşturdu. Jüpiter’de oluşan çarpışma izini ilk fark eden astronom Anthony Wesley’e göre, eğer aynı kuyruklu yıldız Dünya’ya çarpmış olsaydı, muhtemelen gene insanlığın sonu gelebilirdi.

2010 yılında ise Jüpiter iki defa daha çarpışmaya maruz kaldı ve her iki çarpışma da amatör astronomlar tarafından Dünya’dan gözlenebildi.

Abi olmak kolay değil, 1994 yılından bu yana hayatı Yaprak Dökümü tadında yaşayan Jüpiter’e, 2010’da iki adet, 2012 ve 2016’da da birer adet daha gök cismi çarptı.

Peki Dünyamıza çok uzun zamandır kayda değer hiç bir gök cismi çarpmazken, neden Jüpiter’e, memleketten gelen istenmeyen akrabalar gibi, sürekli kuyruklu yıldızlar ve asteroidler çarpmakta? Bunun cevabı Jüpiter’in müthiş kütlesi ve yer çekimi... Yazımızın başında belirttiğim gibi, Jüpiter, Dünya’ya göre, o kadar büyük ve o kadar ağır ki, küçük kuyruklu yıldız ve asteroidlerin bir çoğu Jüpiter’in çekim gücüne kapılıp rotalarını bu gaz devine çeviriyorlar. Astronomlar, Jüpiter’e Dünya’ya çarpandan 2000 ile 8000 kat arası gök cismi çarptığını tahmin ediyor.

Jüpiter (burada Satürn’ün hakkı da inkar edilemez) gibi büyük gezegenler, güneş sistemimizin daha stabil ve sakin olmasını sağlıyorlar. Onlar sayesinde güneş sisteminin iç kısımlarında bulunan daha ufak gezegenler ki Dünya'mız tam bu bölgede, büyük gök cisimleri tarafından vurulmaktan korunuyor.

Jüpiter o koca gövdesiyle Dünya’yı kozmik cisimlerden koruyan bir kalkan görevi görüyor ama her abi gibi onun da bazı kötü huyları var. Mesela 1770 yılında Lexell isimli bir kuyruklu yıldız dünyayı 1.5 milyon kilometre ile resmen sıyırıp geçmiş. Normalde güneş sistemimizin dışından gelen Lexell kuyruklu yıldızı, Dünya’ya yakın bile geçmeyecekken, Jüpiter’in çekim gücüyle yörüngesi değişmiş ve Dünyamıza çok ama çok yakın bir mesafeden geçivermiş. Güneşin etrafında bir tur yapıp geri dönen Lexell, güneş sisteminden çıkış yoluna girmişken, tekrar Jüpiter’e yaklaşınca, Jüpiter’in çekim gücü Lexell’i tekrar güneş sistemimizin içine yollamış.

Sevgili okuyucularımız, arada bir kardeşine hayatı zindan eden bir abiye dönüşse de, Jüpiter’in bizi dövdüğünden çok daha fazla koruduğu aşikar. Astronomlar artık evrende yaşam potansiyeli olan gezegenleri belirlerken, baktıkları yeni bir kriter de, söz konusu gezegeni gök cisimlerinden koruyabilecek bir büyük gezegenin yakınlarda olup olmadığı. Zira böyle bir koruma olmaksızın, çok sık çarpışma yaşayacak bu gezegenlerde hayat oluşma şansı da sıfıra yakın.

Bir sonraki yazımıza kadar sevgiyle kalın.

Yorum yazmak için giriş yapın.
Giriş Yap