Montezuma II

22 Nisan 2019

Montezuma 1467'de, asil bir aileye, Meksika İmparatorluğu'nun bir prensi olarak doğdu. 200.000 nüfuslu Tenochtitlan (Civilization oyuncuları bu şehri çok iyi bilir), Texcoco ve Tacuba merkezli kabilelerin ittifaklarının, yani Azteklerin ve Meksiko Vadisi'nin tartışmasız lideri, Meksika İmparatoruluğu idi. Sınırları Orta Amerika'da Büyük Okyanus'dan Atlantik Okyanusu'na kadar uzanıyordu.


Meksika'nın lideri, yani Tlatoani'si öldüğünde, kraliyet ailesinin yaşlılar konseyi bir araya geldiler ve 35 yaşındaki, kendini iyi bir savaşçı, iyi bir komutan ve iyi bir diplomat olarak ispat etmiş olan, ismini Meksika'nın en büyük imparatorlarından biri olan dedesinden alan Montezuma'yı yeni Tlatoani olarak seçtiler. Aztekler'de hükümdarlık belirli bir ailenin üyeleri arasında kalıyor; Avrupa'da olduğu gibi babadan oğula geçmiyordu. Bu sebeple Montezuma, amcası Ahuitzotl'un ölümü sonrasında tahta oturabildi.
 
Tahta geçer geçmez ilk iş olarak ayaklanmış Nopallan ve Icpatepec şehir devletlerini Aztekler'in hükümranlığı altına aldı ve şehirlerin ileri gelenleri esir olarak Tenochtitlan'a götürüldü. Bu esnada ele geçirilen esirler daha sonra Montezuma'nın liderliğinin tasdiki için kurban edilecek, bu tören sonrasında Montezuma, Aztek İmparatorluğu'nun siyasi, dini ve askeri tek ve tartışmasız lideri olacaktı.


Montezuma devlet yönetiminde ve orduda yaptığı görevlendirmelerde asalete, önemli pozisyonlara getirdiği kişilerin kendi ailesinden ya da diğer iki kabileye ya da ele geçirilen şehir devletlerine tabi asil ailelerden olmasına dikkat ediyordu. Bu sebeple amcasının savaşta önemli varlık gösteren ve asil aileye mensup olmayan savaşçılara verdiği "quauhpilli", yani "Kartalların Efendisi"(*) ünvanını kaldırdı. Amcasının atadığı ve asil olmayan görevlilerin çoğunu ya görevden uzaklaştırdı ya da öldürttü.

Montezuma onlarca eş ve cariye ile, sadece kendisi için yapılan yemekler yiyerek, bir giydiğini bir daha giymeyerek ve sarayında sık sık müzikal dinletiler düzenleyerek şatafatlı bir hayat sürdü.


Hükümdarlığı boyunca ayaklanan ya da büyük imparatorluğa bağlanmak istemeyen bir çok şehir devletini hakimiyet altına alarak büyük başarılara imza atan Montezuma, kendinden öncekilerin de bir türlü yenemediği, Tlaxcalan şehrini defaeten kuşatmış olsa da bir türlü muvaffak olamamıştı. Bu başarısızlık ve Tlaxcalanların onulmaz nefreti daha sonra Montezuma'ya pahalıya patlayacak gelişmelere yol açacaktı.

1519'da (Montezuma 52 yaşında iken), Hernan Cortes önderliğindeki 600 kadar İspanyol işgalci Meksiko Körfezi sahiline ayak bastı. Çevirmeni ve sevgilisi Dona Marina (La Malinche) sayesinde orada yaşayan halk ve onların gelenekleri hakkında istihbarat topladı.

Dilerseniz biraz La Malinche'den bahsedelim:

Aztek topraklarında bulunan Painala kasabasının prensesi olan Malinali (La Malinche olmadan evvelki ismi buydu) babası öldükten sonra, annesinin bir başka lord ile evlenmesi ve yeni kocasından bir erkek evlat sahibi olması sebebiyle, iktidarı tehlikeye atmamak adına, kendi annesi tarafından köle olarak satıldı. 1519'da İspanyollar geldiğinde o sırada Mayaların elinde bulunan Pontonchan (Tabasco) şehrinde idi.


Mayaların yanında geçirdiği yıllar sonrasında, onların da dilini konuşmaya başlamıştı. Cortes'in adamlarından, Geronimo de Aguilar da Mayaların yanında uzun yıllar yaşamış, onların dillerini anlayabilir hale gelmişti. Malinche'yi satın alan Cortes, Geronimo ve Malinche'nin yardımları ile, İspanyolca'dan Mayaca'ya, Mayaca'dan Aztekçe'ye (Nahuatl) çeviri yaptırarak Aztekler ile istişareler yapabilir duruma geldi. La Malinche dil konusunda oldukça yetenekliydi. 3-4 hafta kadar bir süre sonrasında Geronimo de Aguilar'a ihtiyaçları kalmadı. Cortes, Aztek İmparatorluğu'nun içerisindeki karmaşık yapıyı, Tlaxcalanların, Montezuma'ya olan düşmanlığını ve istişareler esnasında elçilerin yalan söyleyip söylemediğini Malinche sayesinde anlayabiliyor, bu sebeple ona çok önem veriyordu. Tevekkeli değil, ileride bir de çocukları olacaktı.



Tenochtitlan'ın zenginlikleri akıl çelici ve göz kamaştırıcıydı. Cortes'in de bu zenginlikten gözü dönmüştü. Montezuma'yı ele geçirip, rehin tutarak şehirden istedikleri kadar ganimeti sömürebileceklerini düşünüyor ancak bir türlü buna yeltenemiyorlardı. Sahildeki bir İspanyol birliği Meksikalılarca hunharca katledildiğinde, Cortes aradığı fırsatı bulmuştu. Montezuma ile konuyu görüşme talebinde bulundu ve bu görüşme esnasında Montezuma'yı birliklerine yapılan saldırıları planlamakla suçlayarak esir aldı. Montezuma hiç bir direniş göstermedi ve İspanyollara kendi sarayına kadar eşlik etti.

Esareti süresince, Montezuma sarayda ne yaparsa yapsın, Cortes'den izin alıyordu. Cortes ondan sürekli altın ve gümüş talep ediyor, o da bu talepleri tebasına ileterek altınların Cortes'e verilmesini sağlıyordu. Cortes kendisine iletilen hediyelerden altın bir Aztek takvimini aynı gün içerisinde eriterek altın hırsının ne seviyede olduğunu göstermiştir. Cortes'in bu şekilde 8 ton altın ve gümüş topladığı hesaplanıyor (yarı yarıya olsa bugünün parası ile 261 milyon dolar). Bütün bunlar olurken Montezuma, İspanyollara geleneksel oyunları öğretmiş, onlar ile ava gitmiş, hatta ve hatta yeğeni Cacama'nın İspanyolları egale etmek için planlar yaptığını öğrendiğinde bunu gidip Cortes'e bildirmiş; Cacama bu sebeple tutuklanmıştı. Bazı tarihçiler, Montezuma'nın, Cortes'e karşı Stockholm Sendromu geliştirdiği düşünüyor olsa da 1520 yılında yaşananlar, onun her şeyi Cortes'in güvenini kazanmak için yaptığını da düşündürmüyor değil.

1520 yılında, bir başka İspanyol, Panfilo de Narvaez yönetimindeki orduyu karşılamak için Cortes, neredeyse tüm adamları ile, yalnızca Pedro de Alvarado'yu ve onun birliğini Montezuma'nın yanında bırakarak, yola koyulmak zorunda kaldı. Ancak bilmediği bir şey vardı: Montezuma, Narvaez ile gizlice iletişime geçmiş ve sahil civarındaki birliklerine Cortes'e karşı birlikte mücadele etmelerini emretmişti. Cortes bu ihaneti(!) öğrendiğinde çok öfkelendi ve Montezuma ile barışçıl(!) ilişkilerini sonlandırmaya karar verdi.

Cortes şehri terk eder terk etmez, halk, İspanyolları yok etmek için gizli planlar yapmaya başladı. Bu, halkın pek de gizli yürütemedikleri anlaşılan planları haber alan Alvarado, adamlarına Toxcatl festivali esnasında masum ve silahsız halka saldırmaları emrini verdi. 20 Mayıs 1520'de binlerce Meksikalı katledildi. Alvarado aynı zamanda o anda tutsak olan Cacama dahil bir çok asili de öldürttü. Tenochtitlan halkının öfkesi dizginlenemez seviyeye geldi ve Alvarado, adamları ile kendini Axayacatl Sarayı içerisine kapatmak zorunda kaldı.



Bu esnada Cortes, Narvaez'i yenmiş, onun adamlarını da kendi ordusuna katmış ve Tenochtitlan'a doğru, Alvarado'ya yardım için yola çoktan koyulmuştu.

Cortes Tenochtitlan'a vardığında düzeni yeniden bir türlü sağlayamadı. İspanyol askerleri içinde açlık baş göstermişti çünkü pazar açık değildi. Montezuma'ya pazarı yeniden açtırmasını söyleseler de, Montezuma halkının artık onu dinlemediğini, belki tutuklu bulunan kardeşi Cuitlahuac'ı serbest bırakacak olurlar ise pazarı açtırabileceklerini söyledi. Özgürlüğüne kavuşan Cuitlahuac şimdiye kadarkilerden de daha şiddetli bir saldırıya öncülük etti. Halkın öfkesi dinmiyordu. Cortes, Montezuma'yı sarayın tepesine zincirledi ve saldırıyı durdurmalarını istemesini söyledi. Öfkeli ve bıkkın halk, taşlarını ve oklarını Montezuma'ya yönelttiler. Kimi kaynaklar Montezuma'nın oracıkta öldüğünü, kimisi yaralandığını ve tedaviyi reddedip 2-3 gün sonra öldüğünü, kimisi yaralanıp iyileştiğini fakat artık bir işe yaramadığı düşünüldüğünden İspanyollarca öldürüldüğünü söylüyor. Sizler bu sonlardan hangisini Montezuma'ya yakıştırıyorsanız onu seçiniz.


Montezuma'nın ölümü sonrasında orada kalabileceğine dair ümidi kaybolan Cortes, bir gece şehirden adamları ile birlikte gizlice kaçma girişiminde bulunduğu sırada, Meksikalılar tarafından fark edildi. Yaşanan arbedede 600 İspanyol öldürüldü, bir çoğu da esir alınarak Aztek tanrılarına kurban edildi. Cortes topladığı tüm hazineyi de kaybetti. İspanyollar bu geceye "Matem Gecesi" adını verdiler.

Sanırım devamında Cortes'e, La Malincha'ya ve Aztekler'e ne olduğunu merak ediyorsunuzdur. Hızlıca bahsedelim...

Cortes: Cortes, "Matem Gecesi"nden kurtulmayı başardı. 6 ay kadar süre içerisinde daha güçlü bir ordu ve Tlaxcalanlar ile Tenochtitlan'ı ele geçirdi ve şanlı Aztek İmparatorluğu'nun sonunu getiren kişi olarak ismini tarihin sayfalarına yazdırdı. Kendisini Meksika valisi olarak görüyor olsa da İspanya tarafından bu kabul görmedi. Honduras'a düzenlediği sayısız sefer başarısızlıkla sonuçlandı. Kendine muhteşem bir saray yaptırdı. Daha sonra İspanya'ya döndü ve 1540 yılında hayata gözlerini yumdu.

Hernan Cortes Sarayı Cuernavaca, Meksika

La Malincha: Cortes'in mektuplarında, "Bu zaferi önce Tanrı'ya, sonra da La Malincha'ya borçluyuz" diye tariflediği Dona Marina, Cortes tarafından Kastilyalı bir şövalye olan Don Juan Xamarillo ile evlendirildi. Bu tarihten sonra kendisi ile ilgili bir kayıt bulunamayan Dona Marina, Meksika halkı tarafından hep halkına ihanet ile suçlandı.

Aztekler: Tarih sahnesinden silindiler ancak günümüzde hala 1.5 milyon kişi Nahuatl dilini konuşuyor. İmparatorluğun sonu yalnızca bu yazıda bahsi geçen olaylar ile değil, İspanyollar ile birlikte topraklarına ulaşan, ilk biyolojik silah olan hastalıklar sebebi ile de geldi. İspanyollar o döneme dair notlarında girdikleri evlerin ölüler ile dolu olduklarını yazıyorlar.

Montezuma, halkı tarafından kötü bir lider olmakla suçlanıyor ancak maruz kaldıklarını kimse bilemez. Okuduklarınızın sizlere düşündürdükleri ne ise Montezuma odur. Ben bu anlatılanlarda sömürgecilik ideolojisi haricinde suçlu bulamıyorum.

(*) "Yüzüklerin Efendisi" kitaplarında bahsi geçen "Thorondor"a atıf yapmak istedim ancak paragraf içerisinde akıcılığı bozmadan bunu yapamadım. Bu sebeple buraya yazıyorum.

Yorum yazmak için giriş yapın.
Giriş Yap