Dünyanın En Cani Kadını: Erzsebet Bathory

22 Nisan 2019

İçinden sayısız prens ve kral çıkartmış soylu Bathory ailesine mensup Erzsebet (Elizabeth)'in kan donduran hikayesi, aynı coğrafyada yaşamış olan, hepimizin çok iyi tanıdığı Kont Drakula (Vlad Tepeş ya da tarih kitaplarından bildiğimiz adı ile Kazıklı Voyvoda) ile karşılaştırılabilecek kadar vahşet içeriyor. Vlad Drakula ile Elizabeth Bathory'nin büyük dedesi Stephen V Bathory'nin (o da bir Transilvanya voyvodası (prensi) idi) arkadaş olmaları ve birlikte bir çok savaşa girmiş olmaları, kanı bozukluğun münasebet ile de aktarılabileceğini gösteriyor olabilir.


11 yaşında iken Ferenc Nadasdy adında bir Macar soylusu ile sözlenen Erzsebet (Elizabeth) evlilikten bir sene kadar evvel (13 yaşında iken) soylu olmayan birinden bir kız evlat sahibi olmuştu. Evliliğe mani olmaması adına Bathory ailesi tarafından güvenilen bir aileye, masrafları karşılanarak bakılması için verilen kızını, Elizabeth daha sonra hiç göremedi fakat kendisi de henüz bir çocuk olduğundan bu durum çok da umurunda olmadı.

Gizlice örtbas edilmeye çalışılan bu durum ne yazık ki Nadasdy'den saklanamadı ve Elizabeth'in bu köylü sevgilisi, Nadasdy tarafından önce hadım edildi ve sonrasında da köpeklere parçalattırıldı. Bu detayın bu yazıda verilmiş olmasının sebebi, okuyucularımıza nasıl bir coğrafyadan, nasıl bir kültürden ve nasıl bir kanıksanmış vahşet ortamından gelindiğini göstermektir.

1575 yılında evlendiklerinde, Elizabeth, Bathory Ailesi'nin Macarlar için büyük bir öneme sahip olması sebebi ile soyadını korudu ve hatta kocası kendi ismine Bathory ismini ekletti. Evliliklerinin büyük bir kısmı ayrı olarak geçti; Nadasdy Viyana'da çalışmalar yapar ve orduda komutan olarak cepheden cepheye koşarken, Elizabeth ise kendi başına, evlilik hediyesi olarak kocası tarafından "üzerine yapılan" Cachtice Sarayı'nda "takılıyordu".


İlk başlarda kocasının yerinde olmaması dolayısı ile yönetim görevlerinin bir kısmını üstlenen Elizabeth, zamanla, sarayındaki hizmetkar kızları çeşitli işkenceler ile öldürüp kanlarını içerek gençliğini ve güzelliğini koruyabileceği sanrısına kapılmıştı. Sarayında hizmetkar kalmayınca, civar köy ve kasabalardan sarayda adap öğrenmesi için gönderilen önemli ailelerin kızları ile bu vahşete devam etti. Şahitlerin anlatılarına göre işkence masalarına bağlanan kızların göğüslerini, ellerini, kollarını ve yüzlerini ısırarak kopartıyor; dudaklarına ve gözlerine iğneler batırarak akkor metaller ile dağlıyordu. Bir çoğunu aç bırakarak öldürüyor, geri kalanları da fiziksel şiddetle, derin ızdıraplara maruz bırakarak katlediyordu. İşkence yaparak geçirmediği zamanlarda ise sarayda günah geceleri düzenliyordu. Kocası cephedeyken 4 ayrı kişiden 4 çocuğu daha oldu. Nadasdy'nin hem işkencelerden, hem de bu üvey evlatlarından haberdar olduğu biliniyor fakat bu talihsiz babaların akıbetleri bilinmiyor.

Bu olayların ayyuka çıkması sonrasında, halk kızlarını saklamaya çalışıyor fakat Elizabeth'in yeni kızlar getirmek üzere görevlendirdiği yardımcılarından kurtulamıyorlardı. Elizabeth'in bu şekilde 650 genç kızı korkunç işkenceler ile öldürdüğü tahmin ediliyor. Bu kızların kanlarında yıkandığı kesin olarak kanıtlanamamış olsa da, şahitlerin anlattıklarından bu sonuca varılmış.

Elizabeth'in bu korkunç icraatlarının sonu, şahitlerin anlattıklarına göre tüm bu yaşananlardan haberdar olan ve buna rağmen göz yuman kocası Nadasdy'nin ölümü sonrasında, tüm varislerini ve dulunu emanet ettiği Gyorgy Thurzo'nun söylentileri duyması ve kendisine yöneltilen şikayetleri ciddiye alması neticesinde gelmiş. Bütün bu olaylar sonunda şikayetin resmen Viyana Mahkemesi'nde dile getirilmesi için soylu bir ailenin kızının Elizabeth'in kanlı işkencelerine kurban gitmesinin gerekmesi, adalet sisteminin parası olanlar lehine işlediğini gösteriyor olabilir.

Yapılan yargılamalarda 300 kişi şahit olmak için gönüllü olmuşlar. Her ne kadar bu yazımızda da kurban sayısının 650 olduğunu yazmış olsak da, bu davaya konu olan kanıtlanmış kurban sayısı 80 ile sınırlı kalmış. 650 sayısı dava tutanaklarında da, şahitlerin Elizabeth'in bir kurban listesi tuttuğunu ve bunda 650 kadar isim olduğunu söyledikleri şeklinde geçiyor olsa da bu liste asla bulunamamış.

Dava sonrasında, Elizabeth'e yardımcı olan 4 kişi derhal idam edilmiş. Bu kadar masum genç kızın hayatına kasteden caniler canisi Elizabeth ise, kendi sarayındaki, yalnızca hava alabilmesi için bir yarık ve yemek verilebilecek bir açıklık bulunan küçük ve karanlık bir odada hapis cezasına çarptırılmış. Kan Kontesi Elizabeth Cezasının 4. yılında, 22 Ağustos 1614'te, 54 yaşında odada ölü olarak bulunmuş.


Bram Stoker'ın Dracula kitabında Vlad'dan çok Elizabeth'ten esinlendiği söyleniyor ancak bu yalnızca bir spekülasyon. Bir başka spekülasyon ise Elizabeth'in çocukluğu ile ilgili. Dilerseniz size bunlardan da bahsedeyim ancak amacım Freudyen bir yaklaşım ile Elizabeth'in kişiliğini çocukluğunda başına gelenlerin bir sonucu olarak göstermek değil. Sipagetti, okuyucularına olayı mümkün olduğunca açık ve tüm yönleri ile aksettirmeyi şiar edinmiş bir oluşumdur.

Elizabeth, akraba evliliği sonucu dünyaya gelmişti. 4-5 yaşlarından itibaren sara krizleri geçirmeye başlamıştı. O yıllarda sara hastalığı tedavisi olarak, sağlıklı bir kişinin kanını dudaklarına sürme, hatta bir miktar içirme yöntemi uygulanıyordu. Bu durumun, ilerleyen yaşlarında da Elizabeth'in kendisini tedavi etmek için "bakire" kanı içmesine neden olduğu söyleniyor. Diğer yandan, Elizabeth'e küçük yaşlarından itibaren, kanı bozuk ailesi tarafından gaddar ve cani olarak yetişmesi için sayısız işkence ve idamın izlettirildiği anlatılıyor. Hatta spekülasyonda sınır tanımayanlar, amcasının Elizabeth'e Satanizm'i öğrettiğini, bir teyzesinin ise Sadomazoşizm'in inceliklerini gösterdiğini söylüyorlar.

Elizabeth'in geçirdiği çocukluğunun, erişkin hayatını şekillendirmiş olup olamayacağını; etkilerinin nasıl ortaya çıkmış olabileceğini söyleyebileceğim bir eğitim almadım. Eğer spekülasyonlar doğru ise, kendim de bir ebeveyn olarak, doğru çocuk yetiştirme yönteminin bu olmadığını açık yüreklilikle söyleyebilirim. Ancak kendisine yardım eden başka insanların varlığı, 649 köylü, kasabalı, soylu ailelerden gelmemiş genç kızın ölmesinin çok da önemsenmemiş olması ancak soylu bir ailenin kızının bu vahşete kurban gitmesinin yargılamayı tetiklemesi ve üstüne üstlük bu olayların 30 yıl kadar sürmüş olması; 16-17. yy Macar toplumunun da bu durumdan en az Elizabeth kadar sorumlu olduğunu gösteriyor.

Yazının sonunda, kendisine isim olarak neden böyle cani birinin ismini seçtiğini anlayamadığım Bathory adlı grubun, Transilvanya ya da Romanya ile alakasız "Vikingler" olmaları sebebi ile kuzey melodileri içeren The Stallion adlı şarkısını siz okuyucularımızla paylaşarak, Bathory konusunda değinilmemiş husus bırakmamayı hedefliyorum.


Yorum yazmak için giriş yapın.
Giriş Yap