Evrenin En Gizemli Yıldızı

17 Nisan 2019
Konu evrende olası akıllı yaşam olduğunda, elde ufacık bir kanıt olsa bile ben bunu 100% gerçek kabul edenlerdenim. Yaşı yeten okuyucularımız X-Files'i hatırlar mutlaka. Dizinin iki ana karakterinden Ajan Mulder da benim gibi her şeyin mümkün olduğunu düşünüp dünya dışı yaşama ve paranormal aktivitelere inanırken diğer ana karakter Ajan Scully ise her şeyin mantıklı bir açıklaması olduğu iddia ederdi. Bu yüzden Tabetha Boyajiyan tarafından yapılan TED Talk'u izlediğimde içimi yeniden aynı heyecan kapladı ve bir kez daha evrende dünya dışı akıllı yaşamın var olduğuna emin oldum.

 
NASA 2009 yılında Kepler uzay aracını, güneş sistemi dışında dünyaya benzer gezegenleri tespit etmek için, uzaya gönderiyor. Kepler belirli bir alana merceklerini dikip sürekli gözlemlemek ve her 30 dakikada bir bilgi kaydı yapmak için görevine başlıyor. Evrende Kepler'in gözlemlediği alan ufacık gibi görünse de aslında on binlerce yıldızın bulunduğu bir alana bakmakta. Bu kadar yıldızın ve dolayısıyla ışığın olduğu bir ortamda gezegenleri tespit etmenin tek yolu, gezegenin tam Kepler ile yörüngesinde bulunduğu yıldız arasından geçerken, yıldızdan gelen ışığın azalmasını ölçmek yöntemiyle olmaktadır.
 
 
Yukarıda görüleceği gibi, kayıp gezegenimiz yörüngesinde bulunduğu yıldız ile Kepler arasından geçerken, yıldızdan Kepler'e ulaşan parlaklıkta aşağıdaki resimde görülebilecek bir değişim oluyor. Parlaklık azalması ne kadar fazla olursa, söz konusu gezegenin boyutunun da o kadar büyük olduğu anlaşılıyor.
 
Yıldız 2


NASA bilim adamları bu geçişleri ("transit" deniyor) takip edecek ve gezegenleri belirleyecek kompleks bilgisayar programları geliştiriyor. Bunun yanı sıra Kepler'den gelen bilgi akışı halka açık hale getirilerek gönüllü astronomi sevdalılarının da ikinci bir göz olarak bilgisayar programlarının tespit edemeyeceği detayları araştırmaları sağlanıyor.
 
Söz konusu gönüllü astronomi sevdalıları KIC8462852 numaralı yıldızdan gelen çok ilginç sinyalleri yakalıyor.
 
Aşağıdaki grafiğe ve parlaklığın azalma miktarına göre, KIC 8462852'nin önünden geçmekte olan Jüpiter gibi dev bir gezegen olması gerekiyor. Fakat böyle bir gezegenin geçişi birkaç saat içinde bitmeliyken, bu gezegenin geçişi neredeyse bir hafta sürüyor.
 
Daha da önemlisi, transit sırasında parlaklık azalması grafiği U veya V şeklinde temiz ve simetrik bir şekil iken, bu mevzu bahis gezegen gene aşağıda görüldüğü gibi parlaklık azalmasında asimetrik bir desen yaratıyor. Bu da yıldızın önünden geçen cismin, her ne ise, bir gezegen gibi küresel olmadığını gösteriyor.
 
Yıldız 3
 
Tarihler 2011'i gösterdiğinde Kepler bu sefer aynı cismin yıldızın parlaklığında 15% azalmaya sebep olduğunu belirliyor. Bu rakam normalde gezegenlerin sebep olduğu ortalama 1% parlaklık azalmasından çok daha fazla.
 
Yıldız 4
 
Son olarak 2013 yılında işler iyice çığırından çıkmaya başlıyor. Aşağıda görüleceği gibi bu sefer farklı zamanlarda çok farklı miktarlarda parlaklık azalmaları görülüyor. Bu sefer yıldız parlaklığının 20%’sinin kaybolduğu gözlemleniyor. Kabaca bir hesapla bu yıldızın parlaklığını 20% azaltabilecek yüzeyin dünya yüzeyinden yaklaşık olarak 1.000 kat büyük olması gerektiğini sonucuna ulaşılıyor.
 
Yıldız 5
Peki buna neden olan cisim / cisimler nedir? TED Talk'u yapan Tabetha Boyajiyan bunun nedeni olabilecek birkaç senaryodan bahsediyor fakat kendisi de bunlara inanmadığının altını çiziyor. Kendisinin de inandığı ve doğru olduğunu düşündüğü senaryo ise bu cisimlerin akıllı bir medeniyet tarafından yapılmakta olan mega yapılar olması.

Bu söz konusu mega yapılara biz ("biz" derken "ben" değil tabi, bilim dünyası) Dyson Küresi diyoruz. Dyson küreleri teorik yapılar olup, bir yıldızın tümünü veya belli bir kısmını sarıp, yıldızın enerjisini Dyson küresini kuran akıllı medeniyetin kullanımına sunar. Aşağıdaki sembolik resim belki gözünüzde canlandırmanızı biraz daha kolaylaştırır.
 
Yıldız 6
 
1964 yılında Sovyet Astrofizikçi Nikolai Kardashev dünya dışı medeniyetlerin teknolojik gelişmişliklerini ölçmek için Kardashev Ölçeği ("Kardashev Scale") denen bir ölçek fikri geliştiriyor. Bu ölçeğe göre evrenin neresinde olursa olsun herhangi bir medeniyet geliştikçe enerji ihtiyacı artacaktır. Bu prensibe göre akıllı medeniyetler enerji kullanımına göre aşağıdaki şekilde sınıflandırılıyor:

1) Tip 1 Medeniyetler: Yörüngesinde bulunduğu yıldızdan, kendi gezegenlerine gelen tüm enerjisini kullanıp depolayabilen medeniyetler.
2) Tip 2 Medeniyetler: Yörüngesinde bulunduğu yıldızın enerjisini, Dyson küresi gibi teorik yapılar ile toplayabilen ve kendi gezegenlerine yönlendirebilen medeniyetler.
3) Tip 3 Medeniyetler: İçinde bulunduğu Galaksinin enerjisini kontrol edebilen medeniyetler.

İnsanoğlu bu ölçekte nerede derseniz, biz şuan Tip 1 bile değiliz ve Tip-1 olabilmemiz için tahminen 100-200 yıl arası bir süre öngörülüyor. Eğer Tabetha Boyajiyan'ın inandığı gibi dünya dışı akıllı bir medeniyet KIC8462852 yıldızının etrafına Dyson küresi benzeri yapılar inşa ediyor ise, Kardashev ölçeğine göre Tip-1'den Tip-2'ye geçmekte olan bir medeniyet olduğu söylenebilir.

Tabetha Boyajiyan'ın inandığı ve benim de inanmak istediğim bu ihtimal gerçek ise çok da uzak olmayan bir yerlerde bizden çok ama çok daha gelişmiş bir medeniyet, bir yıldızın etrafını dünya yüzeyinden 1.000 kat geniş alanlı bir yapıyla kaplamaya başlamış. Bu yazımızın da sonuna gelirken kafama takılan soruları ve temennilerimi aşağıda sıralamak isterim:

1) Biz onları iyi kötü tespit edebiliyorsak, onlar da bizi tespit etmiş midir?
2) Yıldızlarının etrafını Dyson küresiyle kapladıkları zaman doğal ışık ihtiyaçlarını ne yapıyorlar. Tamam, teknolojik medeniyet ama canlı dediğin arada bir güneş ışığı istemez mi? Birden fazla güneşleri mi var?
3) İnşallah çok ama çok iyi niyetli ve yumuşak huylu bir medeniyettir. Aksi halde insanoğlundan bu kadar ileride olan bu medeniyetle ilk karşılaşmamız bizim için üzücü olabilir. Dillere destan misafirperverliğimiz ve ilk geldiklerinde kolonya & lokum ikram etmemiz yeterli olmayabilir.
4) Kendi kibrimizi bir kenara bırakırsak, yolun daha çok başında, burnunun dibindeki gezegenlere bile insan gönderememiş, halen yer altından çıkardığı ölmüş dinozorları ana enerji kaynağı olarak kullanan bir medeniyetiz. İnsanoğlu olarak daha kat etmemiz gereken çok ama çok yol var.

Bir sonraki yazımıza kadar inanarak kalın...
 

Yorum yazmak için giriş yapın.
Giriş Yap